AKIL KAÇINTISI

Hava sıcak ve basıktı. Kabusların peşini bırakmadığı başka bir gecede, hayal gücü yine oyunlar oynuyordu ona… cenin pozisyonunda yattığı battaniyesinin altından kafasını çıkarmadan, mumun titrek ışığını görmeye çalışıyordu. Çünkü ancak o titrek ışık az da olsa cesaret verebiliyordu doğrulup bir bardak su içebilmesi için… Aklına yenilerek çabalamayı kesti ve uykunun kollarına bıraktı kendini… sabahın ilk ışıkları doğana kadar…

Geceye tezat, neşe içinde uyandı; monoton yaşamının bir gıdım değişebileceğini düşünerek. Ama havanın sevimli ılıklığı aksine, odanın soğuk sessizliği son bir umut parçasını da götürdü içinden… Yavaşça mutfağa süzüldü, evde kimsenin olmadığını görerek. Süzüldü, hayaletlere özgü bir şekilde, kendine bırakılan bir not aradı… Yoktu… Tütünden yadigar kuru öksürüklerden sonra ev tekrar sessizliğe gömüldü… Aynanın karşısına geçti ve vitamin sarısı saçlarını taradı, bir prenses edasıyla… Vitamin içtikten sonra sidiğinizin olduğu gibi sarıydı saçları. Bu saçların çevrelediği anlamsız suratı, siyaha çalan kahverengi gözler süslerdi… boş boş bakan… Soluk teni ve mor dudaklarıyla bir cesede benzerdi… Kürklü parkasını giydi. Sıcak sıcak esen rüzgar zamanla yerini keskin bir fırtınaya bırakacaktı çünkü… evden çıkmadan önce neredeyse kokuşmaya başlamış olan sevgilisinin cesedine son bir kez baktı ve sevgiyle saçlarını okşayarak terk etti evi… Ev denebilirse…

Sokaktaki dilencilerin sefaletinden vahşi bir zevk alıyordu. Kendi rezilliğini unutturuyordu ona… Buna daha fazla katlanamadı ve tekrar o ezik ruh haline döndü, evine döndü…

Soluk karamsar mavi gökyüzü ona yatağına girmesini söylüyordu. Sevgilisini de yanına aldı, ona sarıldı ve leş kokusunu çekti içine, ciğerleri bayram etsin diye… Yataktaki yumuşatıcıyla birleşen bu koku, saf matemine katkıda bulundu ve gözyaşları durmak bilmedi… Mutlu olmayı özlediğini fark etti… Tek yolu vardı bunun, aynanın karşısına geçti ve eline bir jilet aldı. Koluna attığı ilk çizikle birlikte ağzı kulaklarına vardı ve devam etti yorulana kadar. Kanının tadına baktı… Güzeldi… Bu hisle ilk önce ateş gibi olan kolu şimdi buz gibi ve ferahtı… Sevgilisine baktı… Galiba ondan kurtulmanın zamanı gelmişti. Karanlık geceye doğru yürüdü. Saçlarını ıslatan yağmurdan sonra çıplak kollarına vuran rüzgar hissizleşmesine sebep olmuştu.

Yazı: Çılga Doğukanlı

Çılga “Akıl Kaçıntısı” başlıklı hikayeyi klavyeye alırken Smashing Pumpkins’ten Tear isimli şarkıyı dinliyordu. Listesinde bunu takip eden parça ise The Chantays’tan Monsoon idi... Çılga o sırada hipo kokuyordu. Çünkü en sevdiği tişörtlerden biri yer bezi yapılmıştı ve bu durumu kabullenemeyen yazarımız, hikayesini yazarken o tişörtü giymişti. Hipo kokulu tişörtüyle mutlu olmasının önündeki tek engel ise sigarasının bitmiş olmasıydı. Ertesi gün erken uyanması gerektiği halde uyanamaması ise Kaçak Draje’yi hiçbir biçimde bağlamamaktadır.

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın