ANTİKASAL DENKLEM VE Tİ’Sİ

İllüstrasyon: Erdinç Yücel

Zorlu geçen çöllerin tozlu rüzgarları eser tarih sayfalarından. Allak bullak olmuş çöl sıcaklarının altında kökleriyle fosilleşmiş su kırıntılarının içinde kaktüs çiçeği. Ve susuzluktan ağzı köpür köpür olmuş deve, kaktüsün kuru damarlarında su olup olmadığına bakmadan can havliyle atıyor ağzına.

Yani büyük balık küçük balığı yer. Öyle ya çöller de denizlerin susuz halidir. Her an değişebilen dalga şekilleriyle geçtiğiniz bir noktayı bir daha görmeme tehlikesi çoktur. Ve kim bilir belki de eskiden oralarda kaktüsler koşuşuyordu, suların içinde oynaşıyorlardı. Su fosil değil, köpürerek akan ırmaktı ve deve su içebilmek için kaktüs aramıyordu. Düşünsenize, devenin işeme ihtiyacı bile yok. Kötü bir durum yani. Ama işeyememesi değil, işeyecek su miktarının vücudunda olmaması… Ama eskilere gittiğimizde dervişlerin bir sopa hareketiyle çöllerde ırmaklar akıttıklarını duymuştuk. Ama şimdi yok sanki, teknoloji ilerledikçe aslında daha çok yaratıcı insan gücü gitti. Dervişler, hazretler gitti, bir daha gelmediler.

Daha da eskilere gittiğimizde su haddinden fazla ama bu sefer de onu evlere taşıyacak bidonlar yok. Adam su içmek için ikide bir dere kenarına giderken, birinde taa yükseklerden hindistan cevizi düşüyor kafasına, adam ölüyor. Ölü için gelenler kırılan hindistan cevizinin yarı kabuğunda su taşınabilindini farkediyor. Ölü adam ortada kalıyor. Herkes bir kabukla su taşımanın ilginçliğini tatmak için dere kenarına iniyor. Ve o zamanlardan insanların taşlarla mağaralara çizdikleri figürler, şimdiki ünlü resimlerden ve hiçbir zaman inip de çıplak gözle göremeyeceğimiz okyanusun dibindeki yaşamı görüntüleyen teknolojiden daha değerli. Neden? Anlam veremediğimiz için mi ya da tarihi taşıdığı için mi?

Eski kalıntıların ufacık bir miktarını bile büyük paralara satabiliriz. Ve suyu da satıyoruz. Yani doğanın gereği olan su parayla ve parası olmayana çiş yapmak bile yasak. Neden? Suyun tarihi eski olduğundan mı ya da tükendiği için mi? Küresel ısınmadan dolayı tükeniyormuş. Neden ısınıyor ki küre? Ya da neden kare değil? Yani o zaman su parasız olsun diye soğutucu takıp soğutalım yer küreyi, yine de ucuzlamıyorsa bırakın, parasız olmasını geçtik. Bu sefer de suyun var olma tarihine bakıyoruz.

Eğer Adem’le, Havva’dan baz alırsak suyun tarihine, suyu biraz ucuzlatmak için şansımız var. Ama eğer Darwin’den baz alırsak poku yedik, çünkü en eski tarihtir su ve artık açık artırmayla satarlar. Eski insanlar ölen atalarının mezarlarına külçe külçe altın koyarken biz onları bulup satıyoruz. Bırakın onları kendi ölülerimizi satacağız para için ve suyu da bu yüzden satmaları gerekiyor. Yoksa yakılmasın ormanlar. Atom bombaları yapılmasın. Zehir kusan fabrikalar kapansın küresel ısınma olmasın. Peki neden para bu kadar değerli? Çok eski tarihi olduğu için mi? Buna su-insan-para denklemi diyelim. Su tarihi çok eski, insan paradan önce vardı. Öyle ya Lidyalılar insanken parayı buldular. Hayvanken değil heralde? Öyleyse en değerli su – insan, sonra para geliyor. Ama biz para için suyun da, insanın da… Koduk yani… Belki de parayı hala ağaç olarak düşündüğümüz için değerlidir. Ve bu yüzden dünyamız bu kadar değerli ve yeşil… Anlayana sivrisinek saz misali. Herkesin tuttuğu kendine…

Yazı: Ali Ergin

Antika Draje için hazırlıklar sürerken Ali’nin kafayı yediği rivayet edilmektedir. Erdinç’in baktığı kahve fallarında kendini gösterip duran badem gözlü ve kiraz dudaklı insan henüz ortalarda görünmediği için Ali artık kahve filan içmemektedir. Oysa her fincanda karşımıza çıkan bu şahıs, Draje Kafe’ye uğramış ve kapalı olduğunu görerek, kimbilir nerede oturmuş Ali’nin Taksim’e uğramasını beklemektedir.
İllüstrasyon: Erdinç Yücel
İllüstrasyon: Erdinç Yücel

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın