OLAĞANDIŞI HİKÂYELERİN OLAĞANÜSTÜ YAZARI

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Korku edebiyatının geleceğini gördüm adı Clive Barker’dı. O kadar iyi yazıyor ki okurken benim bile dilimin tutulduğunu söyleyebilirim” diyor Stephen King. Aslına bakarsanız yazıma Stephen King referansıyla başladım ancak her iki yazarı da takip edenler çok iyi bilirler ki, bu ikiliyi karşılaştırdığımız zaman, King hikâyeleri biraz daha masalımsı kalıyor. 15 yaşında Stephen King okumayı bırakan gerilim sevdalıları Barker ile tanışana kadar derin bir depresyon dönemi geçiriyorlar.

1952 yılında Liverpool’un küçük bir kasabasında dünyaya gözlerini açan eşcinsel yazar, pek de eğlenceli bir çocukluk geçirmiyor. Sahneye önceleri birkaç tiyatro eseriyle çıkıyor. Tabi tiyatro para kazandırmadığı için 30 yaşına kadar sosyal yardımla geçiniyor. Daha sonra yazdığı korkunç hatta yer yer tiksinç ve kısmen cinsellik öğeleriyle süslemiş olduğu hikâyelerini Book Of Blood isimli üç kitaplık seride topluyor. Ardından bitirdiği “Damnation Game” adlı romanında korku öğelerinden sıyrılıp epik fantezi türünün uçsuz bucaksız sularına yelken açtığını görüyoruz. Damnation Game ve Galilee isimli kitapları bu türün başyapıtları arasında gösterilerek raflarımızdaki yerini alıyor. Yazarımız “Hellraiser” ve “Lord of Illusion” isimli filmlerde yönetmenlik ve senaristlik yaparak parayı kırıyor. 2001 yılında bilgisayar oyunlarının kralı Electronic Arts “Undying” isimli oyunu Barker’ın danışmanlığıyla bitiriyor ve korku oyunları arasında günümüzde bile en iyi olarak kabul edilen oyunu tırnaklarımızı yiyerek hatta çoğu zaman titreyerek oynamak zorunda kalıyoruz.

Barker romanlarını çoklukla yan hikâyelerle süslüyor. Öyle ki bu hikâyeler bile ayrı olarak basılsa yazarın üstadlar arasındaki yerini garanti edebilir. Mesela “Galilee”de ki su tanrısı ve Jerusha arasındaki hikâye, bir tanrının bir ölümlü için yaptığı akıl almaz fedakârlığı anlatan, ah keşke bunu da roman yapsa okumaya kıyamasak dedirten türdendir.

Yazarın ülkemizde yayınlanan kitapları şöyledir:

book of blood -1 / kan kitabı – altın kitaplar (1996) – Kitap olağan üstü korku öğeleriyle bezenmiş altı farklı küçük hikâyeden oluşuyor. Özellikle domuz kanı ve gece yarısı et treni adlı öyküleri tüyleri ürpertiyor. Gece yarısı et treni sinemaya da uyarlandı. Çok başarılı bir uyarlama olmadığını belirtmem gerek. Keşke kendisi çekseydi.

the thief of always / zaman hırsızı – günşığı kitapları (1999) – yazarın ender çocuk kitaplarından. Bin yıldır ayakta duran bir sayfiye evin içindeki sırları fark eden Harvey adlı bir çocuğun maceraları. Yarı açık dolap kapaklarının gölgelerinde gizli sırların, yatak altında gizli dünyaların hikâyesi’

damnation game / lanetlenme oyunu – maceraperest kitaplar (2000) – Faustvari Barker romanı. 2. Dünya Savaşı sonrası yı- kıntı halinde Varşova’da yapılan olağan üstü kişiler arasında yapılan lanetli bir anlaşmayla başlayan roman bu anlaşmanın bozulması ve sonrasındaki gelişmeleri fantastik bir dille anlatıyor.

cabal / kabal – maceraperest kitaplar (2000) – bir seri katilin ümitsizlik içinde, suçlarının yükü altında, kendi günahkârlığının kabul edileceği, sıra dışı yaratıklardan kurulu, efsanevi ülke Kabal’a yolculuğunu konu alıyor kitap. İlk başta Kan Kitabı serisi dâhilinde basılması planlanan hikâye sonra ani bir karar değişikliğiyle ayrı bir kitap halinde basılıyor. Kitabın sonu gerçekten şok edici.

galilee / galilee – maceraperest kitaplar (2000) – biri yarı tanrı diğeri köklü ve zengin iki aile arasındaki kan davasını konu alıyor kitap. Aileler arasındaki iç sorunlar, yaşanan diğer olaylar klişelerden kaçılarak fantastik bir dilde anlatılıyor.

sacrament / kutsanma ayini – maceraperest kitaplar (2001) – kitap, bir tür kader kesişmesiyle başlıyor’ küçük bir çocukken garip bir çiftle tanışan will rabjohns’un kaderi damgalanıyor. Başarılı bir fotoğrafçılığa uzanan yaşamı boyunca sürekli o çifti arıyor. Arayış rukenau adlı başka bir boyutta, canlı bir eve kadar sürüyor. Bizim dünyamızda ama bize çok yabancı bir ev o.’

Dip not: Kitap listesindeki yorumların bazıları e-edebiyat dergisinin 61. sayısında yayınlanan Orkun Uçar imzalı yazıdan alınmıştır. Hepsini okumadım da…

Yazı: Alper Günay

İllüstrasyon: Birkan Can  Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın