DELİ’LLER

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Aman dikkat” dedi annesi üç yaşında elindeki elma şekerinden daha tatlı kızına. İnatçıydı ama ayşe ısrarla elma şekerini uzatıyordu saçı sakalı birbirine karışmış adama.

“Olmaz” dedi annesi çekti kolundan kızı daha hızlı. Güneşin herkesi selamladığı bir günde Ayşe de selamlamak istedi deliyi ama annesi çok çekmişti delilikten. Bu yüzden boşamıştı kocasını, alkolikti adam içmeyi severdi kadını döver, kadınlığı söverdi.

Evi bir gece terk etmiş sonra boşanmış elinde işi, ellerinde ise biricik kızı kalmıştı, kendince en iyisini yapmıştı Ayşe’nin annesi. Adam ayyaştı ve bu delilikten beterdi.

Bunları düşünürken bir an başını kaldırdı. Bastonu elinde seksenlerinde bir dede ve beraberindeki torunları sarmıştı delinin etrafını.

Dede hiç korkmuyordu “bırak gelsin kızı” dedi Ayşe’nin annesine” bak ne güzel oynuyorlar bişey yapmaz onun deliliği kendine” Hiç duymamış gibi bu yaşlı adamın sözlerini daha da sıkı sarıldı kızına annesi “ne yapacağı belli olmaz amcacım sizde çekin çocukları” deyince. Dede gülümsedi yüzündeki çizgilerde hayat yazı- yordu bilgeydi.

“Ah evladım akıllıların ne yapacaklarını biliyor musun kaç cinayet haberinde kaç trafik kazasında bir delinin ismi geçiyor, sevgisizlikten başka bir delilik yoktur koyver kızını, hiç değilse tut elini uzaktan sevsin bir deliyi” dedi.

Sevgi: Bu kelime Ayşe’nin annesini etkilemeye yetti tuttu Ayşe’nin elinden çocuklarla beraber seyretti deliyi, kızı sevinçliydi yanakları elma şekeri.

Yazı: Özer Şahin

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
Özer Şahin: 9.5.1967 İstanbul doğumlu, Sarıyer’de yaşıyor, spor hocalığı ve sağlık işinde çalışıyor. Lise mezunu, bekâr. On dört yaşından bu yana kısa öyküler ve şiirler yazmaktadır. İlk romanı Aşk Karnına Dinozor Yayınları’ndan birinci baskı olarak çıktı. Yazmaya başladığından beri insanı insana anlatmaya çalışıyor.

Yazmaya başlamasının sebebinin, “belki de ilkokulda 48 kişilik sınıfta, okumayı en son söken öğrenci olmasından kaynaklandığını” söylüyor. Öyle ki, öğretmen ona koca okulda takmak için bir kordela bulamamış. Sınıfta değil tüm okulda en son okumayı söken öğrenci olduğunu söyleyen ve işin kötüsü eve geldiğinde “artık okuyorum okuyorum” demesine rağmen bunu küçücük bir kordelyayla gösteremeyişi ve ailesine okuduğunu inandıramayışı onu üzmüştü. Ama sınıfta bir ay sonra yapılan okuma yarışında “dakikada 119 kelimeyle sınıf birincisi ve okul ikincisi” olmuştu.

Daha sonra ikinci ve üçüncü sınıflarda küçük yazılar belki de kısa şiirler denilebilecek satırlar yazmaya başladı. Defterin arkasına okul çantasının üzerine masaya, sıraya her yere...

Çocukluğunda unutamadığı bir anısı. “Okul bahçesindeki çitlembik ağacına şiir yazılmıştı. Çocuk zihni hayaller kuruyor o ağacın yapraklarını paraya çevimek için bir iki satır yazıyor ve sonrada ağacın dibinde okuyordu. “Koca ağacın o küçük yapraklarını paraya çevirip yere düşürmesi ve onları toplamasıyla ilgiliydi şiir. Bunu bir kaç gün ağacın altında okuduğunu ve bir gün ağacın altında on lira bulduğunu hatırlıyor.” 

Şahin, o gün bir mucize gerçekleştiğine inanıyor. Yazmış, okumuş ve sanki kutsanmıştı. Tanrı bir çocuğu duymuştu onu simitle, gazozla ve artan harçlıkla doyurmuştu.

Kitap Açıklaması : 

Tiyatro sahnesinde oyun sergiliyoruz hepimiz, kuliste gerçek kişiliklerimiz... 

Pekala biz bunu niçin yapıyoruz?

Karşımızdakine olmak istediğimiz halimizi yansıtarak, ne elde edeceğimizi sanıyoruz... 

İlk yağmurda üzerimizden akıp gidecek ve meydana çıkacak gerçek rengimiz. 

Hepimiz tanrıya inanıyor, aslında şeytanı mı seviyoruz? 

Peki ülkemiz insanın %80’i zor durumdayken, birbirimizin gerçeklerine niçin tahammülsüzüz. 

Yalandan nefret ederken, doğrudan niçin bu kadar iğreniyoruz...

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın