DÜNYANIN EN KENDİNİN FARKINDA BAŞLIĞI

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Bazı “aklının belirli bir yüzdesini başkalarınınkine göre daha verimli kullanan insanlar” (akıllı deriz bunlara ) aklıbaşındalıklarına güvenemeyerek deli olduklarını iddia ederler ve o kadar akıllı deliler olurlar ki bırakın başka insanların onları anlamasını,kendilerini bile anlamazlar ve bundan gurur duyarlar. Ben başka insanların benim dediklerimi anlamalarını istemememin altında yatan istekliliğin başka insanlar üzerindeki bezmişliğini kavrayacak kadar zeki olsam da başka insanlar, dediklerimin kendileri tarafından anlaşılmaması isteğimi kendi bezmişliklerinde yuvalarlar. Bu satırlardan anlayacağımız şey hiçbir şey olduğu gibi aynı zamanda yazı boyunca anlatmak istediğim her şey de olmayabilir, bazı şüphecilerin “hehe” dediği üzere.

Görünümlerini, hasta insanların arasında moda olan biçimde değiştirip kendi markası haline getirenlerle bunları görüp alkışlayanlar arasındaki bağ genellikle gerizekalı ile salak arasındaki ilişkiye benzer. Bu benzerliği seyredenler ise kendi kovanlarına dönüp koskocaman bir kakofonide çizilmiş birkaç şekil olurlar. Bunu gören tanrı da onlarla ilişkiye giremediğinden ensest kavramının sınırlarını zorlar.

Bu kadar bilgiye rağmen bugun dünyayı benim yarattığımı söylesem aksini nasıl kanıtlayacaksınız? Suyun şeffaf değil de şeftali renkli olduğunu, şeftalinin tatlı değil de tuzlu olduğunu, tuzun doğadan elde edilmeyip yapay yollarla üretildiğini, üretimin aslında tüketim olduğunu söylesem aksini nasıl kanıtlayacaksınız? Kanıtlamaya çalışırkenki delillerinizin bir yansıma olmadığını nasıl kanıtlayacaksınız? Hep bir gerçek arayışı olsa da her şey imajinerdir! Bunu da kanıtlayamam. Perde kapandıktan sonra perdenin var olduğunu farkedersek binlerce yıl nasıl bir boşluğa inanç yatırımı yapmış olabileceğimizi düşündünüz mü hiç?

Son derece komplike ve anlaşılması için kafa yorulması gereken cümleler ya yazarın kendine olan güven azlığından ya da ilgi çekmeye çalışmasından doğar. Amaç, yazılan yazıda bir şeyler anlatmak, okuyana bir takım düşünceleri aşılamaya çalışmak ise bunu köstekleyecek ilk şey de karmaşık cümle yapısıdır. Tabi  kişinin amacı sayfasını deneme tahtası gibi kullanmaksa olayın boyutu değişir. Bir saniyeye sığdırabildiği nota sayısı kadar iyi olduğunu düşünen müzisyenlerin “hatası” ve “marifeti” de burdadır bence; birini eleştirmek onun yaptığı yalnışı düzeltmek içindir ama burada kaçırılan bir nokta var o da ortada bir doğru ya da yalnış olmadığıdır.

Yapılan şey sanatsa bunun sermayesi duygular-arzulardır ve bunların eleştirmenliği de yalnızca sermayedara aittir.

Yazı: Mark Town

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
Yeni bir Draje konsepti belirlenirken, develer tellal ve aynı zamanda pireler berber iken, Mark, Genel Yayın Drajesi’nin soyadını hatırlamaya çalışırken, Mark’ın yanına Andy Warhol çıkagelmiştir. Mark da  Erdinç'in soyadını “Varoğlu” olarak değiştirmeye yeltenmiştir. Bu gelişme üzerine Erdinç, Mark Town’un yazısını Minik Draje başlığıyla yayımlatmaya çalışmış ancak bir türlü muvaffak olamamıştır. Erdinç, Mark Town diye birinin aslında var olmadığını iddia etmekte, Hayriye Gülle de ona katılmaktadır.

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın