Çocukluğum evimizin arka bahçesinde sabah 9 akşam 7 mesaisi şeklinde çeşitli oyunlar oynayarak geçti. O yıllarda pek yaratıcı ve üretken olduğumu söyleyemem; aksine yakar top, ortada sıçan, yerden yüksek tarzı tamamen fiziksel güce dayanan oyunlar oynadığımdan şayet varsa bir yeteneğim onu da köreltmiş bulunmaktaydım. En sevdiğim şey Özgürlük Parkı'nda görevlilerden kaçarak süs havuzuna girmekti :) Çocukluğumda başlayan ve hala süregelen fobim kediler oldu. Bu korkum, durumun bana karşı tehdit olarak kullanılmasından dolayı birçok arkadaşlığım sona ermiş bazen de gruptan dışlanmama sebep olmuştur (yavru kedi resimlerini seviyorum ama sadece uzaktan).
Hayatımın hemen her döneminde farklı bir spora yöneldim fakat hiçbirinde başarılı olamadım ya da herhangi birine istikrarlı şekilde devam edemedim. Boyum elverişli olmadığı için voleybolu, nefesim kesildiği için yüzmeyi, Backhand özürlü olduğum için tenisi, aşırı yorgunluk yaptığından dolayı yürüyüşü bile bıraktım. Bu sporlardan birini profesyonel olarak yapamayacağımı anlayınca kendimi kitap okumaya verdim. Okuduklarımın etkisinin yazmak olarak ortaya çıktığı dönem ise lise yıllarımın ortalarına denk gelmektedir. O dönemdeki aşırı melankolik ve kötümser yapımdan dolayı yazdığım her yazının içinde "dert, keder, acı, ıstırap" gibi kelimelerin en az iki tanesi geçmekteydi. Ergenlik döneminin tamamen sona ermesi itibariyle daha mutlu ve olumlu bir insan olarak büyük bir arabesk yazarı olmanın eşiğinden dönmüş oldum.
Son birkaç yıldır gelecek kaygısı konseptiyle tanışmamla birlikte ise iki üç ayda bir değişen planlar yapıp idealler belirlemekteyim. Hiç değişmeyen tek hayalim ise çocukken en sevdiğim romanlardan birinin ismi olan "80 günde devr-i âlemdir."