GERÇEK YA DA OLAĞANÜSTÜ

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Şu “modern” başlığı altında yaşadığımız hayat bize neler getiriyor neler… Sanki yaptırımlarla, zorunluluklarla bezenmiş hatta kuşatılmış gibi hayatlarımız. Bize bir takım hayatlar biçilmiş ve biz onları yaşıyor gibiyiz. Her şey öylesine güzel oturmuş ki isteklerimizi kendi isteğimiz zannediyoruz. Halbuki etrafımızı bir şey sarmış ve biz ondan kurtulamıyor, sıyrılamıyoruz. Ne mi sarmış o güzel etrafımızı? “Gerçek” sarmış. Evet evet gerçek sarmış. İnanılmaz, muazzam bir gerçek. Bir durum olduğunda da biz olanı bırakıp onun gerçekliğini sorgular olmuşuz. Yalanlar girebilmiş böylece hayatımıza. E hayat bu ya, bize uygun gelmiş o yalan, gerçeğe daha yakınmış gibi gelmiş, biz yaşanan olayı unutup yalanlara atıf yapmaya başlamışız. Papyon takan çocuk çalmışsa herhangi bir şeyi örneğin onu değil de paspal giyimliyi suçlamışız. E alışmışız paspalların çalmasına papyonlunun çalacağı nereden gelebilir ki aklımıza? Gelemez elbet. Çünkü bu bize biçilenlerden sıyrılmak olur. Aman ha sakın sıyrılmayalım onlardan, değişimler olursa ne yaparız alimallah. Hem papyonludan da hırsız olur muymuş hiç , olsa olsa “adam” olur. Peki adam diye kime denir? İşte orası meçhul. İşte hal böyle olunca da farklılıklara meyal vermemeye karar vermiş, bize biçilenlere gelebilecek zararlara aman vermemişiz. Hangimiz ister ki şu ger- çeklikten sıyrılıp rekabet ortamında bir iş sahibi olmayı. Pek çoğumuz elbet. Neden diye sorarlar ama adama. Cevap hazır. “Para kazanmak lazım, çocuk evde aç bekler, tatil için para biriktiriyorum“ ve bunlar gibi binlercesi. Herkesin bir nedeni vardır değil mi? Ama hayat bize bu rekabeti biçmiş, işte bunu hiç düşünmeyiz. Alışmışız çünkü biçilenleri yaşamaya. Sonunda da bu gerçekliklere gömülünce hayal kuramaz olmuşuz. Ne çok hayal vardır halbuki. Küçük bir çocuğa sorun bakalım “senin hayalin ne?” diye. Cevapları değişir tabi “anne olacağım, baba olacağım, doktor olacağım, evleneceğim.” Pek çoğundan duyacağızdır böyle şeyleri emin olun. Sonra da “ay bu zamane çocukları bir alem” diye de onları etiketleyeceğizdir. “Alem” olan “ay ilahi” olan onlar olacaktır, biz değil. Halbuki kaçımız farkındadır ki bu cevapları veren çocukların hayallerini öldüren bizlerizdir. Onları ilk zamandan itibaren bu dünyanın gerçekliklerine öyle alıştırmışızdır ki, artık pek çoğunun aklından kedilerle konuşmak, peri padişahının oğ- lunu tanımak, varolmayan ülkeye gitmek, uçmak, oyuncaklar diyarına ulaşmak gibi bir derdi kalmaz. Bilmezler bile bu masalları. Çünkü biz onları artık sihirli dizilerde bile gerçek hayattan ağrı anlatımlara maruz bırakmışız. Her hayalin yanına bir gerçek iliştirmişiz. Çünkü ileride baba olacaktır o çocuk şimdiden kendini o hayallere kaptırırsa o hoo. Sonra zor olur çocukluğunu terk etmesi. Ne gerek varsa şu çocukluğumuzu terk etmeye. Hiç anlayamamışımdır ben. Böylesine gerçekliğe sarmalanmışken bir doğaüstü varlık çıksa şimdi karşımıza ve bize bütün hayallerimizi gerçekleştireceğini söylese, ne isterdik acaba? Biri çıkıp ben mimar olmak isterim derse ne olur. Yahu doğaüstü bir varlık gelmiş hayalini soruyor, kalkıpta mimarlığı dilersen üzülür valla. Ben olsam üzülürdüm. Sonra der ki “yahu senin hiç olanağı olmayan, doğaüstü, olağanüstü hayallerin yok mudur ?”. O zaman şunu düşünürüz. “Aaaa! O kadar olağanüstüsünü dileyebiliyor muyuz?” Ne kadar acıdır aslında hayallerimize bu gibi sınırlar koymamız. Az önce melek olmayı dileyebilirdik halbuki ya da Donald Duck ile kahve içmeyi. Ama biz bize kariyer sağlayabilecek mimarlık dedik, hem de o varlığın yüzüne karşı. İçimizi keşfetmekten uzaklaş- mışız haberimiz yok. Silmişiz hayatımızdan olağanüstüleri. Daha olağan olan hayallerimize bile gem vurmuşuz ya biz ne âlâ. Hani genç adamlar sevdikleri kız için “onu çok seviyorum, cinselliği hiç düşünmedim, dokunamayacak kadar çok seviyorum onu” derler ya. Ne de güzel bir yalandır o. Eee ama haklı genç adamlar. Modern dünya, gerçekler o âşık oldukları kızlara öylesine “ideal” erkek prototipi çizmiştir ki, kendine o kızı layık göremez, onu seçme ihtimalini bilemez. Onu seçmesi artık olağanüstü olacaktır çünkü. Halbuki aşıktır kıza, kalbini açmıştır. Kızın da ona âşık olmasından doğal ne olabilir ki? Yahu biz hayallerimizde bile sevdiğimiz insanla sevi- şeceğimizi düşünürken sevişme ortamının mükemmelliğini zihinde oluşturmaya çalış- maktan sevişme aşamasına geçemeyen bir millet olmuşuz. En güzeli de biz bu hayallerimizi gizler olmuşuz en yakınlarımızdan bile. Bir tenin kendi çekimi içinde bir başka tene aşk duyması, ameliyatla birleştirilmiş gibi bir olmak istemesi neden olağanüstü gelmektedir bize? Olağanüstü gelmektedir. Çünkü arzularımız yasak diye, günah diye susturulmuştur. Bu ülkenin gençliği neden çok film izler olmuştur ki son zamanlarda? Çok mu kültürlenmiştir birden bire yoksa yaşayamadığı yaşamları görerek mi boşaltmak ister arzularını ve hayallerini? Olağanüstü bir düzenden sıyrılarak gem vurmak özümüze, hayallerimize, arzularımı- za ve adına gerçeklik demek. Bunu yaşıyor muyuz gerçekten? Gerçek diye önümüze koyduğumuz mu aslında insanın bu hayalciliğini, güzelliğini, çocuksuluğunu alıp götürüp, aslında son derece doğal olan masallar diyarında yaşamak istemeyi ola- ğanüstü kılan? Hayal edemeyen bir insan düşünsenize ne kadar kısır olursa olsun. Bu ne kadar da olağanüstü geliyor kulağa sanki…

Yazı: Özgür Yetkinoğlu

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
• Özgür ve İlknur liseden arkadaşlardır. Hazırlık sınıfında İstanbul’a gidip Eurovision’a girmek en büyük hayalleri arasındadır. İstanbula gelmiş olmalarına rağmen henüz Eurovision’a girebilmiş değillerdir. • Özgür ve İlknur lisede Mavi Duvar şarkısı ile müzik yarışmasında birincilik aldılar. Ödül olarak Reşat Nuri Güntekin’den Bir Kadın Düşmanı adlı kitabı kazanıp hiç okumadılar. • Özgür’ün ekranı çalışmayan bir Nokia 3310 telefonu vardır. Israrla kullandığı bu telefona sadece cevap verebilmektedir, kapanmaması için dua etmektedir.

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın