HALATLAR…

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Aldığın bir mesajla başlar her şey, ‘çok geç kaldın!’ denilmektedir o mesajda. Neye uğradığını şaşırırsın, neye inanacağını bilemezsin. ‘Tamam, bu iş bitti olmaz artık!’ dersin atarsın kendini sokağa. Üstünde en kötüsünden yağan yağmur, kafanda binlerce soru. Nasıl ya ben gözlerinde gördüm her şeyi! Bu mudur?

Tramvayla Kabataş’a gitmek için yola çıkarsın kendini Taksim’de meşhur kahvecinin önünde bulursun ama kapalıdır, tadilat vardır. Bu sefer Beşiktaş’a gitmek için yola çıkarsın kendini Kabataş’taki öteki meşhur kahveciden Kolombiya kahvesi alırken bulursun ama istediğin Guatemala’dır. Elinde kahve Beşiktaş’a doğru yola koyulursun ‘yakın ya ne olacak yürü biraz erimezsin ya!’ diyerek, hızını alamaz Ortaköy’de bulursun kendini boğazın incisini izlerken. Soğuk ve yağmur içine işlemiştir yeni anlamaya başlarsın ayağına tecavüz etmekte olan su birikintisi. Acı çekmek istersin, sağa sola bakarsın sataşacak birini ararsın ki bir temiz de onlar ıslasınlar ki insan olduğunu anla. İstersin ki gökten üç elma düşsün üçünün de üstünde ‘UMUT’ yazsın, işte o anda ‘o an’ gelsin İsrafil görevini yapsın, güneş tanrısının atları telef olduğu için o gün güneş doğmasın. Köşede yatan ıslanmış, üşümüş kediyi gördüğünde hissettiğin ilk şey ‘yanıma gelse keşke ve dillenip bana birader ‘bir bokun yok, defol git buradan’ desin, keşke karşıma çıkacak olan en güzel insan o gün çıksa karşıma…

Aradan günler geçer karşına geçer mesajın sahibi. Kızmak istersin kızamazsın, gülmek istersin gülemezsin, somurtmak yalandan oynamak istersin onu da becermezsin. Bakarsın bakışlar aynı duruş aynı ama bir şeyler ters belli. Ne o ters olan? Biz aynıyız sohbet tatlı ama bir şeyler farklı ne o? Cevap bulamazsın, çok istersin ama yapamazsın. İçimde bir tilki öldü günler önce giderken de dünyaları götürdü yanında… da ben niye kıpır kıpırım? Neden?

Bilirsin ki karşında oturmuş seni üzmemek için çırpınıyor, kendini dizginliyor. Ama bilmiyor ki acının en kötüsü değil bu. Olmamışın üstünden varsayımlar yapıp geleceğe acılar yazmak bu. Kafanda bir anda canlanır genel geçer doğrular. İstersin ki seni, içinde kopan fırtınaları görsün ama anlatamazsın bir türlü. Tilkinin biri konuşur ‘yapma birader olmazı olur kılmaya uğraşma, yasak bu anla.’ O anda etrafına halatlarla üstünde büyük harflerle yasak yazan afişler iner. Göz göze gelirsin, yasak. El ele tutuşursun, yasak. Sakın yapma! Yasak!…

Atarsın kendini sokağa içinde başka bir tilki doğmuştur. Kar yüzünden önünü göremezsin yolda titrer bir biçimde yürürken karşına bir tabela çıkar ‘elma’yı yemek yasaktır!’ ardından bir tane daha ‘ayva servisimiz başlamıştır.’ diye birincide toslamamak için eğilirsin ikincide o kadar şanslı değilsindir. Gökten tek elma düşer üstünde ‘yasak aşk’ yazar. Ama içinde bir tilki doğmuştur ve bilirsin ki o uzun süre orada olacak iyice semirecek.

Yazı: Engin Arınan

Engin bu metni yazarken, Beşiktaş - Maçka arasında mekik dokumuş, hatta çok sevdiği Nil Karaibrahimgil’i de bu ara görmüştür. Engin, gece 12’den sonra kendisinden sigara isteyen 12 yaş altı veletlere sigara vermemektedir. Hele de sarhoşlarsa. Engin’in yazılarını ayrıca http://birgariphikayesi.blogspot.com/ adresinden de takip edebilirsiniz. Engin, memleketinin geleneksel içeceği olan rakıyı da pek sever. Bu sayfa altı hazırlanırken, Engin’in http://www.blogger.com/profile/17290989307734630560 adresinde yer alan profiline 55 kez bakılmıştı. Memduh, Engin’in dilinin James Joyce’u çok andırdığını iddia edince, Halime ve Muhterem gülmekten katım katım katıldılar. Çünkü bütün Draje ekibi, Engin’in James Joyce’dan daha iyi olduğunda hemfikirdi...
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın