DÜNYAYI BEN YARATTIM… HARBİDEN!

İçerdiği harflerin armonisi (bkz. kullanmaya çekindiğimiz “ğ”, “o” “ü” gibi harfleri bile biraraya oturtması), bileşikliği ve yöneltildiği şahsı – ya da objeyi- onurlandırması ve yaşamına birkaç sıfat daha katmasıyla çok sevdiğimiz bir kelimedir bu “olağanüstü.” Peki, hayatınızda kimleri ya da neleri tasvir etmek için bu kelimeyi kullandığınızı düşündünüz mü hiç? Her noktayı beş saniyelik bir zaman dilimi olarak kabul edin o halde şimdi, hadi aslanlar, düşünün! ………… Gözlerim beni yanıltmıyorsa on iki kere beşten, altmış saniye etti tanıdığım süre ki, o da bir dakikaya tekabül ediyor. Peki hiç düşündünüz mü neden demin benim yaptığım gibi hayatta ham olan, tamamlanmamış şeylere hiç şans tanımadığımızı; on ikiyle çarpmak yerine niye on birle çarpmadım beşi ki? Ya da daha sinir bozucu olursak neden beş?

Kimi insanlar göreceliği hiçe sayarak kendi beğenilerini ya da ideolojilerini karşısındakine kabul ettirmeyi başarıyorlar. Onların, tamamlanmamış, malzemeden çalarak yarattıkları ruhlarına bir iki kiremit daha ekleyerek olmak istedikleri yerde olduklarını düşündürttürüyorlar. Onların sıvılaşmış ruhlarına yarattıkları üniformaları giydirerek müritlerini yaratıyorlar. Olağanüstü…

Bazıları nereye varacağını bilmeden bir şey yaratmaya başlıyor. Üzerinde saatler, haftalar ya da aylar harcadıktan sonra gerçekten “bir şey” yarattığını fark ediyor. Kendi kendinin müridi oluyor, tekrar tekrar bakıp kendini notturnolarla süslüyor. Zaferini, ne yaptığını tam olarak anlamayan insanlarla paylaşıyor… Kısır döngü. Lakin sonra tekrar atölyesine oturduğunda aynı metotla daha iyisini yaratıyor ve sonra daha da iyisini, daha, daha… Olağanüstü.

Bir de fütursuzca yazı yazanlar var, yazının doğaçlamasına inanan nerden hangi rüzgâr eseceğini bilemeyen, dengesini kaybettiğinde akort kaçıran yer yer tuşesi sert, yer yer nota basmayı unutan. Genellikle ölçüden kopup kafasını dışarı çıkarıp sonra tekrar içeri sokan notalara yataklık yapan. Sert sessiz harflerle (fıstıkçı şahap) başlayan her paragrafın, okuyanı bir sonraki paragrafa metrobüs yumuşaklığıyla geçireceğini sanan… Benim gibi.

Yazının kısırlığı ne kadar çok kafanızı düşünmeye yorduğunuza bağlıdır. Yazdığım “şey”in kısırlık konusunda yeterince başarılı olduğuna inanıyorum, aksini söyleyecek olan varsa karşıma çıkabilir. Kısır yazı yazmanın güzel bir meslek, akıcı olanınsa saykodelik bir trans olduğuna inandım hep. Şu anda da bir transta olmadığıma göre tüm gereklilikleri yerine getirilmiş bir yazıyı “buradan” sonra gelecek on dört kelimeyle (bağlaçlar ve şu yazdığım da dâhil) sonlandırmak istiyorum… Olağanüstü!

Yazı: Mark Town

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

mark town

Mark gönderdi 10.03.2009 00:24: koyulcak yani dergiye? 
Can: heralde lan of, baş köşeye koycaz =) ben sana bi görsel de ayarlarım şekilli şöle. 
Mark: :D gorselden kasıt ne abi, gorsel ne demek daha dorusu tam olarak 
Can: hani her yazının yanında böle resim gibi bişiler varya onlardan. 
Mark: hmm anladım, koy abi kafana gore, muz koy d:D 
Can: ok, niye muz? 
Mark: şaka yaptım ha, bi anda muz çağrıştı kafamda da şaka dedim yani!!!

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın