HERHANGİ BİR SOKAKTA BİR GÜN

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Moskova’nın sisli puslu bir akşamında, bodur adam elinde bir küçük silah; sanki o kötü adamlardan korunabilecekmiş gibi kavramış sakin görünmeye çalışarak yürüyordu. Ama her adım duyduğunda takip ediliyormuşcasına ürperiyor ve bir tavşan gibi tetikte bekliyordu. Kendisinin tüm tehlikeleri önceden sezebileceğine inanırdı; belki de ondandır böylesine kafa tutmaları. “Bir şey olursa” diyordu “Ben zaten anlarım ve de kaçarım.” Ama hayat hep sandığımız gibi gitmez ya onun da sezdiği gibi gitmeyebiliyordu. Yürümekten yorulmuş yorgun argın sokağın köşesinde dinleneyim dedi ve oturdu soğuk taşa , kıçını yavaşça bırakarak. Aradan üç dakika kadar geçti. Ne gelen vardı ne giden. “Tamam” dedi “atlattım. Epeydirde bir şey duymuyorum . Seziyorum kaybettiler izimi.

O orada öyle dinlenedururken öylece kafasını yere eğmiş, bir heybetli herif belirdi önünde. Gölgesi bile onu tamamen karanlık içinde bırakmaya yetmişti. Kafasını yukarı kaldırıp adama baktı. Yüzünü göremiyordu. Elinde bir şey olduğunu fark etti.  Bir heykelcikti bu. Adam nefes nefese kalmış bir şeyler anlatmak ister gibiydi. Hiçbir şey anlaşılmıyordu söylediğinden. Zaten garip bir ses tonu ürpertici nefes alışları vardı. Bir de peltekti üstüne. Böylesine yorulmuşken de artık büsbütün anlaşılmaz olmuştu dedikleri. En sonunda anlatamadığının idrakına kendisi de varmış olsa gerek elindeki heykelciği uzattı. “Al” dedi. Sesi yine boğuktu ama anlaşılmıştı dediği. Bodur adam tam elini uzatmış heykelciği nedeni belirsiz bir şekilde karşı konulmaz bir içgüdüyle alacağı sırada bir araba belirdi caddede. Mavi pahalı oduğu belli bir arabaydı. Tam önlerinde durdu. Heykelciği uzatan adam hafif telaşlandı ama donakaldı. İki esmer adam çıktı arabadan ve yürüdüler, silahlarını çıkarıp heykelcikli adamın beynine sıktılar. Binip arabaya uzaklaştılar oradan. Heykelciği de aldılar tabi. Bodur adamınsa yüzü kanlar içinde kaldı. Beynin çeşitli parçalarının da yüzüne sıçradığını hissedebiliyordu.

Bodur adam tir tir titriyordu, elindeki silahı taşa koydu. Gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Biraz önce yanında bir adam öldürülmüş paramparça olmuştu. Taştaki silaha baktı. Aldı eline silahı yürümeye başladı. Tenhadan çıkıp bir benzin istasyonuna doğru yürüdü. Oraya girip elini yüzünü yıkadı. İstasyondaki genç çocuk bodur adamın gelişini görmüş olsa gerek yanına geldi. “İyi misiniz?” diye sordu. “İyiyim, sağolun.” Bir süre öylece durdular. Sonra bodur adam dayanamadı. İçinin huzursuzluğu engel oluyordu suskunluğuna. Tüm olanları kustu genç çocuğa bir bir anlattı. “Kim bilir ne derdi vardı o mafya kılıklı adamlarla şu kahverengi paltolu paspal herifin?” O sırada genç çocukta bir şey uyandı. Heykelcikli adamın tipini iyiden iyiye tarif etmesini istedi. Anlattı bodur adam. Dinledi genç çocuk. Hayretler içindeydi genç çocuk. Sonunda ölen adamın olduğu yere götürmesini istedi bodur adamdan. Götürdü. Baktı genç çocuk . gördü genç çocuk. Ağlamaya başladı. Tanıdı genç çocuk. Polise gittiler olanları anlatmaya. Bodur adam ne kadar korksa da kendi başının belası işlerden, peşindeki kötü adamlarla olan akıbetinden , gittiler. Anlattılar polise olanları. Polis de tanıdı ölen adamı. Genç çocuk anlatmaya koyuldu.

– Kimseye zararı olmazdı. Herkes tanırdı onu. Hatta sxeverdi de. Onun gibilerden korkulur genelde ama ondan korkmazdı kimse. Hani farklı derler ya o farklı değildi. Bizim gibiydi. Hepimiz gibi yani. Yardım bile ederdi mesela bakkal Hüseyin’in malları gewldi mi taşımaya. Yalnız eşyaları alıp saklamayı. Sonra çıkarıp geri vermeyi severdi yine öyle bir şeydi heralde ama bu sefer kimden aldığını mı bilemedi nedir ben de bilemedim.

Bodur adam polise döndü. “Siz de iyi tanır mıydınız onu? Mahalledeki herkes gi bi bilir miydiniz?” Polis yanıtladı.

– Hepimiz tanırız elbet. Orada burada gezerdi işte.

– Ne oolacak peki şimdi?

Polis güldü.

– Ne olacakmış ki bunların hepsi böyle ölüp gider sokakta. Delü bunlar delü delü.

Yazı: Özgür Yetkinoğlu

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
- Özgür ve İlknur, İzmir EGS Park’a giderler. Yürüyen merdivenden çıkarken ayağı takılan Özgür, önce duran bir kızın poposuna yapışıverir. Kız ne olduğunu anlayamayıp ters ters bakarken, İlknur gülme krizine girer. 

- İlknur bu maddeyi girerken Özgür, evde annesi ve Çağlarla beraber balık, bulgur pilavı ve salata yiyordu. 

- 3 Haziran 2009’da saat:14.00’da, Özgür’ün yönetmenlerinden olduğu Yalancının Resmi adlı tiyatro oyununa bütün Drajeler davetlidir, gösteri ücretsizdir…

 

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın