İÇİMİZDEKİ KAÇAKLAR!

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Kaçak… Gaz kaçağı, uyuşturucu kaçağı, Kaçak Gelin (Julia Roberts), çorap “kaçağı”… Bunlar bildiklerimiz. Bir de insanın içindeki kaçaklar var. Merak ediyorum da, içimizde kötülük, iyilik, saflık, bencillik de bir kaçak mı? Ruhumuzdan sızan bir kaçak…

Kiminin kaçağı o kadar güçlü ki; kaçtı mı, tutana aşk olsun. Bazılarından başarı fışkırır. Alın size kaçak. Başarı kaçağı… Bazılarının içinde alışveriş kaçağı, kitap kaçağı, yalan kaçağı, yaratıcılık kaçağı… Kaçak da kaçak!

Bazen o kadar sinirleniyorum ki, bazı kaçakları durdurmak, kontrol etmek istiyorum. Çünkü birçok kişi, bu insanların sinir bozucu kaçaklarını çok iyi görürken, kişinin kendisi maalesef at gözlüğünden hallice. Mesela genç bir kızın kafasını koparan manyak herifin içindeki insansızlık kaçağını, küçük bir kıza tecavüz eden ve kendini aklamaya çalışan yaşlı adamın içindeki sapıklık kaçağını, kafamıza basarak tepemize çıkan bir adama oy verenlerin zihniyetsizlik kaçağını, adaletin içindeki adaletsizlik kaçağını mümkünse bir tıpa yardımıyla tıkamak istiyorum. Böylece kendi kaçakları bize de zarar vermemiş olacak. Tüm bu aklı kaçıklardan kurtulmak istiyorum. Onlarla aynı havayı solumak değil. Zararlı kaçakları olan insanların içine biraz sevgi enjekte edebilsek, kaçaklarını değiştirebilirdik belki. Çünkü biliyorum, içinde sevgi kaçağı olan bir insan mutludur, huzurludur. Kendisiyle işi bitmiştir ki, başkasını da mutlu etmeye çalışır. Evet, biraz ütopya oldu farkındayım. Ama kendi ütopyamda yaşamazsam ben de aklımı kaçıracağım.
Bir de hiç kaçağı olmayanlar var. Ya da şöyle söyleyeyim; bazılarının tek kaçağı hiçbir kaçağının olmaması. Bu durumu Deniz Kutlukan’ın defalarca okuduğum, okumaya doyamadığım bir yazısıyla özetleyebilirim…

Hiçbir konuda hiçbir şey düşünmüyor olamaz mıyız? Hiçbir konuda hiçbir fikrimiz yoksa ve hayatta hiçbir amacımız yoksa ve hiçbir zaman hiçbir şeye inanmak ihtiyacı hissetmemişsek bu utanılacak bir şey midir? Bu gezegende herkes her zaman bir işe yaramak zorunda mıdır? Kozmik görevimiz tembel olmak ve işe yaramamak olamaz mı? Bütün insanlık boşu boşuna kendini bir şey sanıyor olamaz mı? Geleceğimizle ilgili yegane planımız, dolaptaki sarellenin dibini kaşıklamak ve uyumak olamaz mı? Mutlaka bir fikrimiz mi olması gerekiyor? Hep bir şeylerle ilgilenmemiz mi gerekiyor? İnsanın düşünme yeteneği olması o kadar önemli bir şey mi? İnsan olmak o kadar önemli bir şey mi? Filler de güzel değil mi? Biz burnumuzla kafamızı yıkayabiliyor muyuz?

Bu da kaçaksızlığa bir örnek… Bilmiyorum, belki otokontrolle, belki üçüncü bir gözle içimizdeki bu zararlı kaçakları kontrol edebiliriz. Peki sizin içinizdeki kaçak ne? Hiç düşündünüz mü?

Yazı: Serli Gazer

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
• Serli, Songül’ün küçük civcividir. • Kendisi derginin bu ayki en hızlı yazarıdır. Buna, gelecek projelerimizde olan özgeçmiş ve fotoğraflar da dâhildir. • Serli’nin doğum günü olan 20 Nisan’da, Marie Curie ve Pierre Curie, Paris’teki laboratuarlarında radyoaktif radyum klorürü rafine etmeyi başardılar.

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın