Kaçmak Zordur

İllüstrasyon: Erdinç Yücel

Kaçmak. Ne kadar da korkak, ne kadar da kafası karışık bir kelime. Kaçışların sahibine uzakken, nasıl da böyle görünüyor değil mi? Ne kadar kayıtsız… Belki de tam tersi… Kayıtsız kalamayacak kadar kayıtlı olmak…

Kaçılan kim olursa, ne olursa olsun zordur kaçmak… Yorar, acıtır. Kaçarak kurtulacağını düşünürsün, geride bıraktıkların yanına aldıklarından çok daha hafiftir aslında… Bu kaçış, daha da yorar bu yüzden. Koştukça sen, bir şeyler düşer elbet üzerinden fakat daha ağırlarını sırtlamak zorunda kalırsın. Ne çare! Kaçış, işlevini yitirmiştir. Şimdi yapılacak şey bir yerlere pısıp saklanmaktır. Kaçmak yorduysa bünyeyi, biraz dinlendirmek gerekir. Kaçışın her hali gibi, saklanmanın da her türlüsü sancılıdır. Kendini sakınmak için, nefes almak için gizlendiğin o yer; seni, fark etmeden açık hedef haline getirir cebren ve hile ile… Ruhun duymaz! O yer, kaçtıklarının bumerang gibi sana dönmesini sağlar. Evet, anladım. Herkes fark etti. Kaçmak zor, kaçınmak katlanılmaz. Kalıp direnelim o zaman, sabredelim mesela. En azından deneyelim ki, gözümüz açık gitmesin. Peki ya mevcut durumlar, şöylee bir bakıldığında genel hal, gelinen sonuçlar. Onlar ne haldedir? Kalıp direnmeye müsait midir? Yıllardır öğretilen o yüce iyilere-doğrulara yakışır mı? Hayat da bir yandan itekleyip durmuyor mu, hadi kaç kurtul diye? Her bir yönden basınç varsa, patlama da aynı ölçüde şiddetli oluyor. İşte… şartlar insanı böyle zorlar. Çıkış kapısı, kaçışa açılmıştır artık. O kapıdan çıkarken, kaçtığınız yalnızca ‘diğerleri’ değildir ne yazık ki… Dayanma gücünüzü, sabrınızı, hayallerinizi, olan olmayan herşeyinizi orada bırakıp gidersiniz. Kaçtığınız, kaçıp da kurtulmak istediğiniz kendinizdir.

İradenin böylesine solup gittiği zamanlarda, kaçmak ilaç gibi gelir başlarken. Bir ‘yeniden yapılanma süreci’ başlar. Temeldeki esas taş(lar) çekilmiş, hayat yolu boyunca dizilen ne kadar demir-duvar varsa, üzerinize yıkılmıştır. Olanca ağırlığıyla…

O an inandığınız herşey, güvendiğiniz herkes önemsizleşir. Değerini yitirir. En yaşamsal ihtiyaçlar bile ağır gelmeye başlar. Herşeyi olduğu gibi bırakıp, başka bir yere kaçmak istersiniz. Başka bir eve, başka bir bedene… Kaçış, sonu gelmez yenilerini doğurur.

Acı çekerken bile gelişen siz, artık gelişemezsiniz. En fazla değişirsiniz… Başka yaşam formlarına bürünürsünüz adeta. Değişim, değişim, değişim… Sürekli söyleyince kaçışı hatırlatıyor biraz da. Kaçışlar, değişimler sürer gider böyle… Zamanla, çareler varsa onlar da yitirilir. Sonra alışırsınız bu halinize, kabullenme vakti gelip çatar ya… ondan. Kaçış kötüdür belki ama kalmak da pek iyi sayılmaz her durumda. Göze alıp denemek, alternatifi seçmekte bir cesarettir. Korkarak kalmaktansa, cesurca kaçmak daha bir insani geliyor bana. Zor güzeldir, dese de birileri; zor, zordur. Kaçmak kolay olmaz.

Her neyse artık efendiiiim, halihazırda kaçak birinin kafası karışık bir yazısıydı okuduğunuz. İlk kaçış gecesinden akıllara zarar bir halet i ruhiye. Alın bunu, evirin, çevirin, bir hayrını görün. Ben henüz bir şey göremedim, belki siz görürsünüz. Noktayı koyup, kaçmaya devam edeceğim ben, nokta…

Yazı: Deniz Yurtyapan

•Görselde arkası dönük yürüyen insan Deniz’in ta kendisidir.
•Deniz bu yazıyı yazmadan hemen önce kankasıyla kavga ettiğini belirtmiş hisli bir insandır. Issız bir adaya tek başına düşse yanına alacağı üç şeyin sigara, çakmak ve bir demet papatya olacağından şüphelenilmektedir.

deniz yurtyapan

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın