ÖRÜMCEK RETRO

Can sıkıntısı nelere kâdir… Yağmur yağacak gibi yapar da bir türlü yağamaz ya hani… Şehir yine de kalabalıktır. Herkes kendi halinde… Vitrinlere bakınanlar, sarmaş dolaş takılanlar, güle oynaya bir Taksim gecesine akmak için sabırsızlananlar… Bir sürü şey…

İstiklal Caddesinde bile hâlâ sıkılabiliyor olmak nasıl bir duygudur bilir misiniz? Bilen bilmeyene anlatsın desem olmayacak. Ama can sıkıntısından şikayet için yazılmıyor bu satırlar zaten. Niye çıkmıştım İstiklal’e? Hediye bakacaktım evet. Canın sıkılıyor ve o akşam kutlanacak bir doğum günü için de bir şeyler almak istiyorsun. Hediye seçmek de zor gelir hani…

Örümcek Retro’yu işte böyle bir akşamda keşfettim. Keşfetmek ne büyülü bir kelime. Bazen kimsenin gitmediği, kimsenin gezmediği yerlere adım atarak gerçekleşen bir mucizedir bu. Bazense herkesin gittiği yerlerde dolaşıyor olsan da alışkanlıklarına kendini kaptırmadığın zaman pat diye karşına çıkıverir…

Atlas Pasajı’nda Örümcek Retro’yla karşılaştığımzaman dikkatimi çeken ilk şey tabelası oldu. Ardından vitrindeki gözlükler ve daktilo… İçeri girdiğinizde küçücük bir mekanın ne kadar eğlenceli olabileceği hakkında da bir fikir edinmiş oluyorsunuz. Gözlükler ve şapkalarla bir süre oyalanmadan bu küçücük mekandaki hazine avına başlamanız neredeyse olanaksız gibi… Aynanın karşısına geçip şapkalar ve gözlükler üzerine binbir çeşit fantazi kurmaktayken kasadan bir cin çıkıyor. Kendisi; günde ortalama yüz doksan bin kişinin doğum günü kutlaması yapabilme potansiyeli taşıdığı bu ülkede, yeni bir iş kolunun müjdecisi gibi karşınızda duruyor. “Kuzenime bir hediye bakacaktım…” filan diye ağzınızda çevirip durduğunuz kelimeleri alıp, uygun fiyatlı bir hediyeye dönüştüren bir tür hediye danışmanı… Size, sadece önerdiği hediyenin rengini seçip ücretini ödemek ve tekrar dönmek üzere oradan ayrılmak kalıyor. Doğum günü kızını mutlu edecek bir hediye seçmek bu kadar basitmiş işte.

Ama keşfetmek için daha dikkatli bakmak gerek. Örümcek Retro’ya bir kez daha uğramanızın nedeni de bu zaten. Bir dahaki gelişinizde de önce şapka ve gözlüklerle ilgileniyorsunuz. Ekonomik kriz muhabbetlerinde “bak cüzdanım ne kadar boş” deme bahanesiyle çıkarıp çıkarıp herkese gösterebileceğiniz cüzdanlar da birer fetiş nesnesi gibi dikkatinizi çekebilir. Sonra Marilyn Monroe’lu CD kaplarıyla, Star Wars karakterleriyle, biblo ve oyuncaklarla, tavandan sarkan o acaip kurbağalarla, Tim Burton anahtarlıklarıyla filan teker teker oynarken kimsenin sizi rahatsız etmeyeceğinden emin olabilirsiniz. O minik, kurmalı robotla oynarken yere düşürmemeye de özen göstermek gerek elbet.

Sonra… Sonra hazine avının en mühim noktasında hediye danışmanınız yanıbaşınızda beliriverir. Rengarenk küpe ve tokalarla içiçe duran o tuhaf halkaların ne olduğu konusunda aydınlanmaya ihtiyacınız vardır çünkü. “Fular bağı” der bu acaip halkalar için. Daha önce niçin hiç böyle bir şey görmemiş olduğunuzu düşünedurun; bu, dizi dizi küpe, toka ve fular bağlarına retro plastik mücevher dendiğini de öğrenmiş olursunuz. Retro plastic jewellery de diyebilirsiniz. Dünya onları böyle tanıyormuş çünkü.

Bu küçücük dükkancıkta 30 çeşit fular bağının yanı sıra, 500’er çeşit küpe ve toka bulunduğunu öğrenmek sizi daha bir şaşırtır. 1960’lar ve 70’lerde üretilmiş ve kimse tarafından kullanılmamışlardır henüz. Alacak olursanız ilk defa size ait olacaktır bu aksesuarlardan herhangi biri… Rei Na isimli bir Tayland firması tarafından Fransızlar için üretilen bu takılar, 1980’lerde kapanmasıyla birlikte üretici firmanın elinde kalmış ve diyar diyar gezdikten sonra İstanbul’da bir alıcı bulmuş kendisine. Zaman tüneline girmiş gibi hissedersiniz kendinizi ama bu hikayede eksik olarak aktardığım şey şudur belki: Pek yakında yeni bir plastik mücevher fırtınası koptuğunda bulabileceğiniz en olağanüstü numuneler kesinlikle burada olsa gerek. Rengarenk, pırıl pırıl ve or – ji – nal… 1960’larda Tayland’dan yola çıkıp, Fransa’ya uğrayan ve oradan kimbilir hangi yolları aştıktan sonra 2000’lerde Atlas Pasajındaki Örümcek Retro’da konaklayan bu takıları düşünürken kafanızda bir şimşek çakar belki… Çocukluğunuza gider aklınız. Annenizin o kıpkırmızı muhteşem yüzüğünü hatırlarsınız. İstanbul trafiğini aşıp evinize döndüğünüzde yapacağınız ilk şey annenize “yine dellendi bu çocuk” dedirtmek olacaktır.

“Anne” dersiniz; “plastikten, kocaman kırmızı bi yüzüğün vardı ya senin. Nereye sakladın onu?”

Can sıkıntısı nelere kâdir… Boşuna dememişler; “can sıkıntısı bütün keşiflerin anasıdır” diye. Yağmur size istediği kadar feyk atsın; çocukluğunuzun en güzel anılarına en acaip yollardan ulaşırsınız bazen…

ÖRÜMCEK RETRO & AKSESUAR:

İstiklal Caddesi Atlas Pasajı No: 131 Dükkan : 31
Beyoğlu-İstanbul

Telefon: 0212 252 69 40
info@orumcekretro.com
http://orumcekretro.blogcu.com/

Yazı ve Fotoğraflar: Erdinç Yücel

*Nisan 2009 – Olağanüstü Draje sayısını okumak içintıklayınız…

sengul

 

Örümcek Retro’da satışa sunulan ürünler içinde en dikkate değer olanlar 1960’lar ve 70’lerde üretilmiş olan retro plastik mücevherler... Bununla beraber içindeki ışıltıyı dışa vurmak isteyen parti insanları için ışıklı güneş gözlüklerini de şiddetle tavsiye ederiz. 
• Örümcek Retro’da beğendiğiniz fakat o an alamadığınız bir ürünün bir dahaki gelişinizde bitmiş olma ihtimali hiç de az değildir. Tavandan sarkan çok sayıda kurbağanın bitmeyeceğine güvenen Erdinç’in iki hafta sonra yaşadığı hüsran buna bir örnek olarak gösterilebilir.

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın