SERZENİŞ

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Durup dururken…. Durup dururken hüzün doluveriyor avuçlarına insanın… Yanılsamalardan ibaret zaman algıları kalıyor yalnız… Durup dururken diyoruz ya; durup dururken değil işte: ansızın gelen o ağırlık, birikmiş bir nemin imzası, ruhuna çöken bir sis bulutu aslında…

Anlatınca da “Buna da kızılır mı?” diyor insanlar. “Bugüne kadar kızmadıkların bugün mü sinirlendirdi seni?” Evet bugün kızdım ben; bugün kızgınım  ve bugün hiç istemediğim kadar çok ağlamak istiyorum!.. Hiç haykırmadığım kadar haykırmak; hiç yapamadığım kadar kıyameti koparmak istiyorum… Çünkü bugüne kadar içerlemediğim sanılan her şeye içerledim aslında… ve gülüp geçmeye hiç birinizin hakkı yok ! Çünkü sizin sunî tayinlerinizdi bağırmama mâni olan; antika hüzünlerim var belki benim ve antika faziletlere inanıyorum belki… Tebessüm edecek oluyorsunuz görüyorum, ne münasebet! Haddinize mi halbuki hüküm vermek! Yalnız meşru kıldığınız tasalar mı kederlenmeye layık olan ya da hakkım olan? Yook; bu gece, bu gece, hepinizin ve tüm hükümlerinizin canı cehenneme!..

Aslında hepiniz paylaşıyorsunuz aynı özlemi benimle… Eskilere dair tüm duyguların özlemi sizde de var ama söyleyemiyorsunuz benim gibi… Aşkta fedakarlık eskidi ama hâlâ fedakârlık ediyorsunuz hepiniz.. Ve karşılık bulamayınca tüm hakikati saklayıp gizli gizli ağlıyorsunuz kuytularda… Riyakârlık, yalan her defasında sizi de acıtıyor beni acıttığı gibi… Kinin, nefretin eskimediğini biliyorsunuz… Tarihin en eski hasreti sizin de içinizde yanıyor hâlâ: hâlâ erdemli insanlara yazılmış destanlara hayranlık duyuyorsunuz…

Hepiniz ağlıyorsunuz zaman zaman, nedenini bile bilmeden… Ve kalbiniz kırılıyor; kimi zaman, kimin kırdığını bile kestiremiyorsunuz… Eski zaman trajedilerinin kırgınlık ve nefretlerini yaşıyorsunuz hâlâ yeni zamanlarda… Hıyanetten biçare kalıyor, söyleyemiyorsunuz… Yeni zaman sefahatlerinde maskelerle geziniyorsunuz ama hepiniz yaralanıyorsunuz aslında ve yeni düzene sık sık mağlup oluyorsunuz mecburen…

İçmeniz gerekiyor itiraf edip gönül rahatlığıyla ağlamanız için; tıpkı benim gibi… Hiç duymamış olduğunuz gramofon sesini özlüyorsunuz şerefe  kadeh kaldırırken… Unutulmuş bir huzuru arar gibi, boşlukta hülyalara dalıp gidiyorsunuz ….

Annesinin kucağını, uğruna her şeyini veren sevgilinin varlığını, hiç var olmayacakların hayalini ve hakikatten ırak her şeyin ümidini özlüyor herkes aslında… Vefa bekliyor,  nefret duyuyor, aşık oluyor, derbeder oluyor; kendine geliyor insan… Ne zaman kendimize geliyoruz; o zaman kendimizden geçip bambaşka bir şey oluyoruz: antika hissiyatlardan arda kalan manasız bir uzviyet! Yaşayan, aklı eren ve kendini anlamlandıramayan tek canlı türü; neye ağladığını bilmeden ağlayan; ve bulamayan kendini…

Yazı: Ece Naz İlkin

 

Bu cümleleri okuyan sen;  her kimsen, anlamadım desen de biliyorsun; burada yazılan sensin… Yine eskisi gibi antika olandan kaçmak için yitireceksin kendini, bunu okuduktan birkaç saniye sonra. Zannetme ki çağa uydurursan kendini, var olacaksın… Bir gün yeni nesiller de senin ne hissettiğini anlamayacaklar… Ama sen özlenecek antika değerleri de yitirmiş bir çağın çocuğusun… Özlenecek kıymetlerden mahrum, varolmadığınla kalacaksın…
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın