TERSİNE DÖNEN KIZ

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Sen şimdi bu kadar uzaktayken , burada olanları anlaman mümkün mü bilmiyorum ama ben yine de bil istedim, her şeyi anlatmaya karar verdim. Leylekler aracılığıyla yollayacağım bu mektubu ve hep saklamanı istiyorum. Nereden başlayacağım bilmiyorum. Bir yerden başlamak gerek; o enteresan geceden mesela… Giydim en abiye kıyafetimi, oturdum öylece televizyonun karşısında. Ama televizyon kapalı. İzleyecek bi program bulamadım o kadar çok bilimsel, kültürel program vardı ki her kanalda, canım saçmasapan kadın programları izlemek istedi hiç rastlamadım. Bende açtım radyoyu, en acıklı aşk şarkılarında kanal değiştirip, en asi hiphop şarkılarını dinledim. Kahve içtim buz gibi içim serinlesin diye. Kız arkadaşlarımı çağırıp dedikodu yapmak istemedim. Birçok erkek arkadaşım vardı onları çağırdım; futboldan, arabalardan ve kızlardan konuştuk saatlerce. Senin hediye ettiğin bir kolye vardı ya, çıkardım onu. Kedi geldi balkona, onun boynuna taktım. Çok beğendi, teşekkür etti, öyle de yakıştı ki gülümsedik karşılıklı. İyi ki üzülmüyorum senin gittiğine. Çünkü zor geçiyor saatler insan üzülünce… Yatağıma uzandım, sen görsen ikimizi dü- şündüğümü sanırdın. Ağacımızı, denizimizi, farklı yerlerden aynı anda baktığımız güneşimizi, ayımızı, yıldızımızı… Bense çilek ağaçlarını düşündüm, denizde yüzen kuzuları, bir de yerden ısıtmalı güneşi. Öyle tepede olunca gözlerimi yaşartıyor. Böylesi daha iyi topraktan ısıtıyor. Aydınlatma işiyse bu durumda tamamen Ay’a kalmış durumda. Tahmin edeceğin gibi bir tek geceleri ışık var. Gündüzleri çok karanlık zaten ondan çilek ağaçları çıktı. Biliyorum elmayı merak ediyorsun. Çok severdin. Artık elma ağaçları yok; bazen gökten düşüyor üç tane falan o da kitaplarda…

Ev de soğuk zaten, bugün bir türlü ısınamadım. Güneş buradan geçmedi birkaç gündür. Kutuplarda penguenler üşümüş, onları ısıtmaya gitmiş. Herkes panikledi küresel ısınma var diye. Yok buzullar erimiş falan… Şimdi söylesem penguenler üşü- müş diye, ‘’Penguenler hiç üşür mü ? Hadi ordan!‘’ derler. Ama yakında çok üşüyüp buralara gelirlerse hiç şaşırmam. İyi de olur hani smokinleriyle medeniyet seviyemizi yükseltirler. Yalnız burada kimse benim kadar kolay kabullenmiyor bu terslikleri. Hoş, ben demiyorum terslik diye onlar diyor. Baştan beri böyle olsaydı, dalgalar kıyıya değil, açığa vursaydı, olanların hepsini normal kabul edecektik. Karşı komşum gelmiş yakınıyor. Farenin biri kediyi kovalamış da tuzağa düşmüş falan. Çok şaşırmış. Aman ne garip ! Hiç Tom ve Jerry izlemedi heralde. Orada güçlü olan hep Jerry idi zaten. Bu yeni bir şey değil. Sinemaya gittim, en önden bir yer bulamadım ilk üç sıra doluydu. En arkada kimse yoktu bende oraya oturdum. Komedi filmiydi; çok ağladık çok… Sinemadan çıktığımda bu kadar hüzün yeter deyip eve döndüm. Taksim’e giden otobüse bindim. Bizim evin önünden geçti. Şoför de yönünü şaşırdı heralde, sonra dedim ki ben mi yaratıyorum acaba terslikleri. Annem de aynı endişeye kapılmış olmalı. Bir telaşla geldi. Bugün doktora gidiyoruz dedi. Son günlerde bizim bakkal cama yazı asmıştı: “Muayene ücretsizdir” diye. Oraya gidiyoruz sandım, ama yok hakikaten doktora gittik. Uzun uzun tahliller yaptılar. Çok soru sordular çok… Birden o kapalı mekânda yağmur yağmaya baş- lamasın mı? Aylardan beri yağmıyordu. Yaklaşık yarım saat sonra doktor geldi. Yağmur yağdı dedim. “Yok onlar senin gözyaşındı” dedi. Aylar sonra ilk defa şaşırdım. Annem “Nesi var?” diye sordu. Bende merak etmeye başlamıştım zaten. Neyim vardı? Doktor ciddiyetle: “İlk kez rastladı- ğımız bir durum. Gerçekten olağanüstü” dedi. Bütün doktorlar şaşkınmış. Bak sen şu işe!… “Kızınız tersine dönmüş. Her şeyi ters algılıyor. Muhtemelen yaşamak istemediği bir şey yaşamış, karşılaşmak istemediği bir durumla karşılaşmış. Çok şaşırmış sonra bir anda şaşırma tepkisini kaybetmiş. Her şeyi de tersinden algılamaya başlamış. Geçici bir durum. Yakında her şeyi normal şekilde algılamaya başlar” dedi. Yani şimdi Güneş tepedeydi de ben mi görmüyordum? Çilek ağaçlarıma ne oldu? Kuzular denizde yüzmüyor muydu? Asıl şimdi şaşırmıştım. Bu durumun nedenini bulmaya çalıştım. Bir süre düşününce aklıma geldi. Hani sen bana demiştin ya “Dünya tersine dönse seni bırakmam” diye. Sonra da bırakıp gittin ya… Ona şaşırmışım heralde ondan oldu böyle. Yakında geçer.

Yazı: Ece Dericioğlu 

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
Ece, henüz 7 yaşındayken bir tankerin boğazda batması sonucu kıyıya vuran binlerce koyun ve kuzuyu görseydi, bu yazıyı yazar mıydı acaba? Keza, yüzen bir kuzunun fotoğrafını çekmeyi çok istemiş, bunun için kuzuyu denize atıp yüzdürmeye çalışmış fakat başarılı olamamıştır. Bütün çabalarımıza rağmen kuzunun hayatta olup olmadığına dair bilgi edinemediğimizden, Draje Dergi olarak özrü bir borç biliriz.

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın