HER ŞEYE MAYDANOZ

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Kurt uyur. Kuş uyurken bir gece, bozuk çark teklerken şehrin sokaklarında, yelkenli bir geminin ayak sesleriyle uyandım ansızın. Kedinin kovaladığı köpeğin imdat seslerine kulağımı kapadım ve attım kendimi karanlık sokaklara. Şimdi “alakaya maydanoz” diyeceksiniz. Ne yani, aylarca toprağı çapalayarak, susuz kalmış dünyada sulamaya çalışılarak üretilen maydanozu ben bir ana dilimle üretiyorum fena mı? O yüzdendir dolabımda hiç maydanoz eksik olmaz. Her gece aynı sokakta yürürken, aynı noktada sırt üstü yerde kalmış, ayakları havada çırpınan bir hamam böceği… Düz çevirdiğimi düşünün; minnet duygusuyla peşimden ayrılmıyormuş, benimle eve gelip aynı yatakta yatıyormuş ve bir lokantada hamam böceğiyle yemek yemek… Korkuyla bağrışan kızlar ve hışımla onu ezmek için gelen bir görevliyle takışmak…  Ve tabi ki kapı dışarı edilmek, kıçına tekmeyi yemek iğrenç bir durum olurdu. Tek avantajı, “hayvanla girilmez” tabelasındaki kedi köpek resmi var yani; ben “hamam böceğiyle girebilirim” de mi yasak? Yok! Eh bu hışım niye? Hemen böceği düzelterek ters istikamete jaguar hızıyla koştum. Öyle ya, kedi köpeği bağlarsın da böceğe nasıl engel olacaksın? Tam kurtuldum derken bir sokak köşesinde yayılarak konuşan iki sarhoş… Muhabbete tele kulak oldum… Kaşınıyorum biraz. Neyse, konuşuyorlar…

– Leyla beni terk etme!

– Etti işte ne olacak!

– Gene de etmesin yani… Çıldırmamak elde değil ki!

– Etti olum etti, diyerek çıldırdı. Diğeri gene malum bir şekilde;

– Gene de etmesin…

Bu muhabbet sabaha kadar çekilmez. Işınlanarak Leyla’ya gittim. Oh! Hatun uzatmış ayaklarını şekerleme yapıyor. Olan bizim iki sarhoşa oluyor tabi ki. Ve benim kulaklarıma fısıldarken gerçek aşka saygıyı ihmal etmeden, esnemekten yırtılan ağzıma boyun eğdim. Geceyle yarışmaya başladım. Yok, evden içeri girip ışıkları yakana kadar geçemedim karanlığı bu yarışta. Ve benim yenebilmem için güneş doğana kadar ışığı… Ve gözlerimi kapamamam lazım. Düşünsenize; güneş doğana kadar koşuyormuşum. Niye? Karanlığı yenebilmek için. Tabi aptalca bir yarış olurdu… Derken, gözlerim de aynı fikirde ki, kapandılar ve yenildim yoksa bu muhabbet uzardı…

Yazı: Ali Ergin

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
Ali, okumuş olduğunuz yazısını Draje Cafe’de yazdı ve o sırada Bandista dinlemekteydi. (Gerçi Kafenin adı Draje değildi ve yüz yılın en başarısız kafe girişimiydi. Şimdi orada Kafe 26A var. O günlerden hatıra...) Yazıdaki maydanoz esprisi, yazı kaleme alınmadan bir gece önce yatağına uzandığında aklına geldi. Yattığı yerde bir saat boyunca gülmekten kırılan Ali’yi neyse ki o sırada kimsecikler görmedi.

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın