KANEPEMİN ALTINDAKİ ÇÜRÜK ELMA KADAR DEĞERİ YOK SATIRLARIMIN

Yazamıyorum. Beynim hastalandı… Aklım uçtu… Hep yenilgiler yüzünden… Ancak bu sefer başka… Pek yeni bir şey oldu bu kez. Kalemin kapısının çalınmasına tahammül edemezdim. Surlarım o kadar sağlamdı ki benim! Her bir taşı kendim koymuştum; yenilgi farklı maskelerle şafakta belirmeden önce… Sağlamdı; pek sağlamdı! Hiçbir insan ordusu yıkamazdı, kirli ve kalındı…

Bir gece akbaykuşumun sesiyle uyandım; kapım çalınıyordu. sersemlikle tahtımdan indim; surlarla ilgili hiçbir kuşkuya kapılmadan… Merdivenlerden indim. Üç basamak kalmıştı zemine adım atmama; hafiften tökezledim. Bu aklımı başıma getirmeliydi, birşeylerin yanlış olduğunu farketmeliydim… Lakin, huzur ve düzen beni o kadar tembelleştirmişti ki. tembelleşen aklımdı, kalemi organize etmek için sarfettiğim güç bedenimi çürütmüştü. Bir aptal olabilecek kadar yalnızdım; neye yarar güçlü surlarım; içinde acınası biri kalakalmışken?

Kapıyı açtım. Siyah şapkalı, güzel yüzlü bir bey indi, iki atın çektiği iki pencereli kömür rengi faytondan. Açılan kapı, sarayı aydınlattı; umudu bulmamı sağladı. Meğer elimin altında duruyormuş… İlk defa o zaman o beye ‘Ayışığı’ dedim. O geceden sonra uzunca bir süre misafir ettim Ayışığı’nı. Meğer fırtınadan kaçıyormuş o da; kum fırtınalarından, çölden kaçıp, herhangi birinin yanına Kuzey Kutbu’na gelmiş. Her şeyimi paylaştım onunla; tahtımı, kedimi, kendimi… Fırtınalı gecelerde, dışarıdakileri düşünüp kıkırdaşarak uyuyakalırdık tahtta. Yine böyle bir gecenin sabahına uyandığımda, yanımda yoktu. heyecanla aşağı koştum, üç basamak kala tökezledim. Ama bu beni uyandırmaya yetmedi. O YOKTU! Gitmişti. Nedensiz, gereksiz, açıklamasız bir gidiş… bahçeye bakmalıydım, onu bulmalıydım;

Ayışığım, tüm umudum! Sarayım! Biricik kalem eriyordu. Tahtım yanıyordu! İlk defa… Hayatımda ilk defa çığlık attım. Hiçbir şeyim yoktu artık. Lakin sanki her şey; doğaya ait her şey yavaş yavaş beliriyordu beynimde.

Soyundum.

Arındım.

Uzaklaştım.

Hiçbir şeye sahip değildim ve hiçbir şey de bana sahip değildi! Şimdi fırtınayla birlikte dans eden bir Hiçkimse’yim ve Herkes’im… Çelişkilerle dolu bir başyapıt(!) yazıyorum. Karmaşa ve yeni elde edilen hazineler ve sonrasında tekrar karmaşa…

Kumaşa girip çıkan iğne iplik gibi… İğne gibi tehlikeli, iplik gibi bağlayıcı ve kardeşçe…

Yazı: Çılga Doğukanlı

 

Çılga, Draje’ye İstanbul dışından katılan ilk yazarımız, Aynı zamanda ilk liseli yazarımız olma özelliğini de taşıyor. “Kanepemin Altındaki Çürük Elma Kadar Değeri Yok Satırlarımın” başlıklı yazı dergimize gelen ilk haliyle Draje için fazla sert tonlar taşıması nedeniyle kısaltılmak zorunda kalınmıştır. Okumuş olduğunuz metnin görselini de bizzat çizmesini istediğimiz Çılga’nın, son derece yetenekli bir çizer olmasına rağmen bir o kadar da üşengeç olduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle de görsel, Can tarafından hazırlanmıştır.


	

1 Comment

Bir Cevap Yazın