MİLENYUM ÇOCUĞU

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Eddie bundan tam yüz yıl sonra kendini yirmi ikinci yüzyılın karmakarışık dünyasında bulduğunda gözlerine inanamadı. Bulunduğu kalabalık caddede yürürken etrafındaki herkesin birbirinden güzel hatta güzel ne kelime, kusursuz olduğunu fark etti. Akıllı kozmetik ürünlerinden haberi olmayarak bu yapay bebeklere imrenerek baktı.

İlk şaşkınlığını atlattıktan sonra müşteri çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu bir kafeye girdi. Kafedeki ‘’smoking box’’ları görünce insanların yeni yüzyılda da hala çok akıllı olmadığını gördü. Gençler, çalışması için renkli boncuklar attıkları bir makineye yüzlerini dayayıp içlerine duman çekiyorlardı. Gülünç buldu bunu Eddie. Etrafı bir süre gözlemledikten sonra yan masada konuşulanlara kulak verdi. Duyduklarına inanamadı. İnsanlar, sanat tatillerden, yapay gözlerden, hafıza silinmesinden ve sanal bakterilerden söz ediyorlardı. Bunlar gerçek olabileceğini dahası böyle bir çağ- da kendisinin bizzat var olabileceği asla aklına gelmezdi.

Sipariş ettiği tadı mükemmel adı enteresan içecekten bir yudum daha içtikten sonra duvarın içinden çıkan dev ekranda yayınlanan haberleri izlemeye başladı. İlk haber, yalnızca hapishane olarak kullanılan bir ülkeden yaşanan olaylarla ilgiliydi. İkinci haber, stres seviyesini ölçen ve gösteren elbiselerin yeni modellerinin çıktığından söz ediyordu. Bir başkası, hastalıklarla mücadele eden küçük robotları ve bir başka haber de artık vergilerin çevreyi kirletme oranına göre alınacağından. Kafede çalan müziğin haberlerin sesini bastırmasından dolayı bütün bunları dilini hala anlayabildiği alt yazılardan okuyarak anlamıştı.

Kafeden kalkıp caddede biraz daha turlamaya karar verdi Eddie. Hesap ödeme kısmı aklına geldiğinde ise artık çok geçti. Bir kısmı robot bir kısmı insan garsonlardan -insan olanlardan- birini çağırarak hesabı ödeyemeyeceğini söyledi. Aynı anda bunu doğrulamak istercesine ceplerini boşalttı. Cebinden çıkan kendi çağına ait bozuk paraları ve geceden cebinde unuttuğu ipodunu mahcup şekilde masanın üzerine koydu. Garson ipodu alarak bu yüz yıl önceden kalma cihazın hesabı karşılamaya yettiğini söyledi. İpodunun gramofon muamelesi görmesine şaşırdı Eddie.

Masadan kalktığında yorgun hissediyordu. Caddede dolaşmadan önce bir süre uyusam iyi olur diye düşündü. Sadece uyumak için tasarlanmış ‘’sleeping hotel’’lerden birine girdi. Rüyasında, biraz önce gördüklerinin etkisinde kalarak uzaya uzanmış merdivenler ve ışınlanan insanlar gördü. Uyandığında ise 2010 yılının çok sıcak bir günü- nün öğleden sonrasında evindeki eski kanepenin üzerinde buldu kendini. Damağında biraz önce içtiği içeceğin tadı. ‘’Vay be!’’ dedi. ‘’Yirmi birinci yüzyılın araştırmacı, zeki, üretken, teknolojiyi oyuncak edinmiş akıllı insanının, Eddie’nin, nam-ı diğer milenyum çocuğunun bir gün antika olabileceği kimin aklına gelirdi?’’

Yazı: Ece Dericioğlu

Ece’nin sayfa altı metni hazırlanırken çalan müzik Natalia Orerio’dan Vengo Del Mar idi. O sırada uykusu gelen Erdinç, -ki bu sıra sabahın beşiydi- “Merhaba Creative, nasılsın? İyisin inşallah. Hadi bana çay koy, gelirken de iki şeker getir.” diye hem İlknur’un müzik çalarıyla konuşuyor hem de ağzında sigara oturuyordu. Ece’nin ise, tatlı uykusunda iken bu olayların hiçbirinden haberi yoktu…

 

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın