TÜRKÇEMDEKİ MİSYON-ÜTÜ & EŞANLAMLILAR

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen

Uzun uzun bahsi geçen yorucu ama bir o kadar da lezzetli tartışmalardan başlatma merakında değilim bugün. Hoş; bu konuda muhteşem olduğum da söylenemez gayet tabii. Eğer siz söylerseniz kabulümdür elbette bu gurur okşayan ama bir o kadar da sorumlu durum. Sınırları zorlamasından, beklenti baloncukları avında doz aşımı yapmasından tabii; ama sıvışacak da değilim. Yakışmaz adama nitekim bu kaypak tavırlar. Güzel Türkçe’nin güzel eş anlamlıları sayfaları doldurmadan sadede geleyim madem; kaçmam diyorum en kestirmesinden. Durur, düşünür, etkilerim satır aralarını.

Peki nedir bu kaçmaklık, bu dışlanan beğenilmez eylem? Var mıdır bu kullanım? Söyler mi insan kaçamak yapma merakındaki kaçak benliğiyle ve soğuk kış sabahlarında titremekten korkar gibi, ama ciğerlere dolacak soğuğa aldırmaksızın atkının aşağıya kaydırıldığı anın ve morarma aşamalarının 3. fazındaki dudağın içten içe savurduğu küfrün inadına? Nedendir bu kullanmaktan zevk aldığım alt anlamın asıl karşılığına duyduğum haz?

Birden sorumlunun ve deneyimlinin eşanlamlısı belirir, sayfanın ucunda. TDK bilmez ama aynı anlama gelir, bu ağır kelimeler ile “anne”. Hemen kaşlar kalkar havaya, duvarı biler deler o bakışlar alimallah. Kaçamaz insan. Bak yine demiş bulundum, aynı kelimeyi. Bir çekim var belirsiz. Kaçmam. İnsan kendini çılgınca tekrar etmemeli ama sorarım bir daha aynı cinlikle; Nedendir bu kullanmaktan zevk aldığım alt anlamın asıl karşılığına duydu- ğum haz? Çarkıfelek’in çarkındayım annem, felek topluyorum sana. En sevdiğin buketten yapıp getirmek için, beni her gri sabah karşılayan sevecenlikle gülümseme çabana ithafen. Kurduğum devrik cümlelerin tamamı senin. Onlardan kavanoz kavanoz getireceğim bu sefer. Her muhabbet yemeğinde, ortalık ben dolsun diye. Yok! Fazla kalamayacağım ben. Şanıma uygun bir gidişim olacak. Bir de bakmışsın misyon gereği kazdığım tünelden çıkıp, şelaleden atlamışım.

Misyon mu?

Çoğu zaman farkında olmadan yaptığımız bir şey? Sen de yapıyorsun elbette ki. Hepimizin ruhunda var; ama dedim ya yaparken pek de bilinçli değil insan. Sıkılmasın canın.

Demeden geçemeyeceğim sanki. Kızma ama; hatta bazen dibine kadar farkındalıkla da yapılabilmekte bu şey. Kaç harfli olduğunun bir önemi yok! Mühim olan hissedildiği, yoğunluğunun tavanda olduğu anlarda egemen duygu olması. Ah!! Duygu demiş bulundum; ama tam olarak duygu da değil aslında.

Bir nevi yönlendirici bir eylem bu. Yok hayır daha fazla ipucu veremem. “ Hiç vermedin zaten.” diyen bakışlar görmekte, memnuniyetsiz titreşimler almaktayım. Beklentileri tavanda tutmamak lazım aslında; ve belki de beklentilerin karşılanmaması da var sebepleri arasında. Ahh tabii ki sebepleri var. Her birimizin varoluşunun başlangıcının sebepleri olması gibi. Rica ederim çok da derinlere inme. Bir gecelik bir, varoluşa adım serüveninden bahsediyorum ben daha çok. Senin aklına gelenler amaçlar kategorisinin alt başlıkları; doğru düzgün bir insan, insanlık yararına bir gelişimin parçası, neden-sonuç ilişkileri istatistiklerinin diyagram detayları ya da olağan-sıradan-sürprizsiz-renksiz-tatsız olmak gibi derin meselelerde değil aklım yani. Hiç mi basite indirgeyemezsin bazı şeyleri? Küçük düşün azıcık. Yapamam deme sakın. Bak sen de eşiğine geldin bir tane’si olmanın. Nasıl hissediyorsun, tarif etmeyi denesen?

Anne? Anne?

Bak çoktan bir örneklemede bulundun. Şekil 1.A gibisin. Ben gibisin. O gibisin. Cevaptan hoşlanmayacağını sezen, erken davranan, karşısındakinin beklenti seyir defterinin sayfalarını yırtan gibisin. Susan, “bana hepsi uyar” diyen gibisin. Yok yok eyvallahçı gibi değil, eyvallaha bile tenezzül etmeyen gibisin. Yarı yolda bırakan, koşullar uğruna saf değiştiren gibi, ayağını yorganına göre uzatan, gerekirse yandaki binanın elektriğiyle ütü yapan gibisin. Aşırı rüzgar bekleyen, ipi kopsun isteyen uçurtma gibisin.

Gidesin var.

Kapının arkasındasın değil mi? Tamamen sıvışmak sana göre değil. O yüzden tüm bu duygularla uzaklaşan; ama merakta kalan gibisin. Ne dediğimi bilen; bu durumdan aslında gönülden hoşlanmayan; ama yapmadan da duramayan gibisin.

Yazı: Pınar Karaaslan

İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
İllüstrasyon: Birkan Can Evirgen
Kaçak Draje’ye İsveç’ten bağlanan Pınar’ın rol aldığı tiyatro oyunundaki erkek arkadaşı, iş ciddiye binince kaçan bir eleman. Yerinden memnun. Kıpırdama dürtüsü kalmamış. Yazıyı yazarken hep o gelmiş aklına. Sonra bir de “hülen dur bu tamlamanın başı nerde” deyip cümleleri en başından birkaç kez okuma durumunda da kalmış. Şimdi Stuttgart’ta olan ama yerini yurdunu sevememiş değişim öğrencisi arkadaşıyla konuştu önce. Kendisi en yakın arkadaşıdır; gidesi varmış ama kalması gerekliymiş. Bir de yazıyı yazarken su içmiş hep. Şimdi o suların nerde olduğu merak konusudur :))

 

 

Be the first to comment

Bir Cevap Yazın