GİOVANNİ USTA İLE ÇİRKİNLER ÜZERİNE…

Fotoğraf: Demet özge Aykan
Giovanni Scognamillo’yu bilen bilir. Bilmeyenlere anlatmak ise dar bir alanda hiç kolay değildir. Zira burada 1965’ten bu yana 43 kitaba ve 11 kitap çevirisine imza atmış, yerli ve yabancı 8 ayrı filmde rol almış, çizgi romanlarda resmedilmiş, kendisi hakkında “Beyoğlu’nda Bir Levanten: Giovanni Scognamillo” isimli bir belgesel çekilmiş bir efsaneden söz ediyoruz. Kendisiyle tanıştığımızda ve söyleşi için kapısını çaldığımızda Bahçeşehir Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde kendisinden Türk sineması üstüne ders alan öğrencilerini ne kadar kıskandığımızı belirtsek azdır doğrusu. Giovanni Scognamillo’yla korku sineması ve edebiyatındaki çirkinler hakkında konuşmak istedik ve ortaya dolu dolu bir söyleşi çıktı. Kendisine minnettarız.

Draje: Kötüler hep çirkin resmedilir ya sinemada, edebiyatta. Sanki çirkinlik kötülükle çok başat bir şeymiş gibi… Sizce çirkin nedir?

Giovanni Scognamillo: Çirkin, geçerli olan estetik normlara uymayan, ayrı olan, değişik olan, bazen de itici bile olabilen bir şeydir. Derler ki çirkin insan yoktur ya da çirkin kadın yoktur derler. Şayet yüzümüz ruhumuzu ifade ediyorsa şöyle de düşünebiliriz: Derler ki kötü insan yoktur, çünkü insan kötü olarak doğ- maz, belirli koşullar altında kötü olabilir. O vakit, bizim yüzümüz, içimizde beslediğimiz, ifade ettiğimiz ya da etmediğimiz duyguları yansıtan bir çeşit aynadır. Ancak bu da yanıltıcı olabilir. Her çirkin insan kötü değil, her yakışıklı insan melek değil. Bir de tabii güzel nedir çirkin nedir o kriterleri saptayabilmek gerekir. Onları saptayabilmek için estetik ölçütler var. O ölçütlere göre biz bu güzel, bu çirkin diyoruz. Şimdi karşımda bir bina var. Bu bina çirkindir. Neye göre çirkindir? Bana göre çirkindir. Çünkü estetik açıdan baktığımda bana bir şey ifade etmiyor. Bir yığın beton var karşımda. Ve o beton yığını estetik olarak bende bir duygu uyandırmıyor.

Draje: Objektif olarak çirkin değil o zaman. Genel kabullere, köşelere göre çirkin olan bana göre çirkin olmayabiliyor.

Giovanni Scognamillo: Tabii çirkin nedir güzel nedir oldukça izafi şeylerdir. Mesela sakat bir insan çirkin bir insan değil sakattır o kadar.

Draje: Buradan sinema ya da edebiyata geçersek… Çirkin sinema var mıdır?

Giovanni Scognamillo: Ben şimdiye kadar çirkin sinemaya rastlamadım. Belki bir sinema delisi olduğum için seyrettiğim filmleri ona göre değerlendiriyorum. Tabii son dönem moda olan dehşet filmlerindeki birçok sahnenin güzel olduğunu söyleyemem. Ama o, anlatılmak istenen hikâyenin gereği olarak kullanılan görüntülerdir. Bir katliam sahnesi çekeceksen tozpembe bir katliam sahnesi çekemezsin, hiçbir şeye benzemez. Bir cinayet olursa kanın akması gerekiyor.

Draje: Bol kanlı ama onun estetik sunumu olarak bir yanda Kill Bill var bir yanda da Hostel ve benzerleri var.

Giovanni Scognamillo: Orada estetik kaygılar devreye girdiğinde çirkin olan bir şeyin en iyisini en güzelini kullanıyor. Kanın akması ne çirkindir ne güzeldir. Doğal bir olaydır. Ona yüklediğin yoruma göre çirkin ya da güzel oluyor. Yani vampirsen güzel oluyor kanın akması. Kurbansan güzel olmuyor.

Draje: Eski vampirler yakışıklı, kültürlü filandı, şimdiki vampirlerse daha beyaz. Şimdikiler de eskiler gibi yakışıklı ama şimdi mitolojiyi bozan bir yapı belirginleşiyor. Vampirler köklerinden kopuyor sanki. Vampirin daha fazla popülarize edilmesi, daha fazla piyasaya sokulması çirkin sayılamaz mı?

Giovanni Scognamillo: Niyet olarak çirkin evet… Şimdi post modern vampirlerle buluşuyoruz. Son dönem Twighlight ve New Moon tarzı vampir filmlerine bakarsak vampirin herhangi bir çirkinliği kalmıyor. Ne fiziksel olarak ne de eylem olarak… O hem bütün geleneklere ters gelen bir şeydir. Hem de vampirliğin kuralları varsa ki mitolojik olarak vardır; terstir… Ama sorun sinemaya yeni bir izleyici kuşağı çekmektir. Daha genç… Çocukları, küçük çocukları çekmektir. Gerçi küçük çocuklar korku filmlerini de seyrediyorlar, dehşet filmlerini de seyrediyorlar. Yakışıklı bir vampir küçük çocukları ne derece etkiler? Filmler ve romanlar çıktığına göre demek ki bir etki alanı kurdular. Ya da daha önce vampirlerle bir ilgisi olmayan bir seyirci kitlesini kendilerine çektiler. Tabii iki filmle ve bir dizi romanla tam bir ölçü bulmak kolay değildir. Şimdi bir furya yaratıldı. O furya devam eder mi etmez mi tabii 3. filmle ve sonraki romanlarla belli olacak.

Draje: Nosferatu da vampir ama çok çirkin bir vampir.

Giovanni Scognamillo: Murnau’nun filminde çok çekici olduğunu söyleyemem. Ama Herzog’un filminde, biraz da Klaus Kinski’nin oyunu sayesinde o kadar itici değil aslında. Bana göre…

Draje: Sizin Vampirella’yı sevdiğinizi de biliyoruz. Vampirella gayet hoş bir vampir.

Giovanni Scognamillo: Evet. Ama Vampirella kan içiyor. Bazen zorlanarak da olsa içiyor. Şimdi neredeyse kan içmeyen vampirlerle karşılaşacağız.

Draje: Kan içmeyen vampir olur mu?

Giovanni Scognamillo: Korku janrında vampir eğer bir korku öğesiyse vampir özellikleri taşımayan bir yaratığın korkuya ne yararı oluyor? Romantik bir vampir ne işe yarar korku sinemasında.

Draje: Kendi doğasının gerektirdiği yaşam biçiminden uzaklaşınca daha mutsuz, daha çirkin bir vampir tipi ortaya çıkmaz mı?

Giovanni Scognamillo: O vakit vampir olmaktan çıkıyor. Bu işin başında ben Anne Rice’ı görüyorum. Kendi vampirini bir yerden sonra pop şarkıcısı haline getirdi. Gündüz sokağa çıkan, siyah gözlükler takan… Tabii gerek sinemada gerekse de korku edebiyatında bütün bu manipülasyon, paraya dayanıyor. Yani ticari manipülasyondur başka da bir şey değil.

Draje: Yakışıklı, kültürlü, karizmatik vampir sanırım Dracula’dan kaynaklanıyor. Diğer efsanelerde durum nasıl? Malezya’da, Eskimolarda filan…

Giovanni Scognamillo: Orada vampir güzel değil. Hiçbir vampir mitolojisinde vampir güzel değil. Malezya’daki kadın vampirler bir kafa, bir kanat ve kocaman bir midedir. Langsuyar dedikleri… Pontianaklar da öyle… Yalnız işte Bram Stoker’ın Dracula’sı edebiyat ve sinemadaki vampirleri çok belirlemiştir.

Draje: Yaratıklar peki? Vampirler dışında çirkin olmayan bir yaratık var mı edebiyat ve sinemada?

Giovanni Scognamillo: Yok… Sırayla gidersek kurt adamlar çirkindir. Zombiler çirkindir. Kara Gölün Canavarı yarı balık yarı insandır. Çirkindir. Yakışıklı olabilen ama tabii fantastik yaratık olmayan seri katiller var.

Draje: Güzel ve Çirkin hikâyesinden de bahsetmek istiyorduk. Güzel ve Çirkin’de sizin yorumunuz, orada bir çirkin var ama sevgi onu güzelleştiriyor gibi mi?

Giovanni Scognamillo: Dışı çirkin, içi çirkin değil. O da bütün canavarlar gibi yalnızlıktan muzdariptir. Yani onun ters hareketleri içinde taşıdığı acıdan kaynaklanıyor.

Draje: Yani genel anlamda çirkinin kötülüğü toplumun ona karşı bakışından mı kaynaklanıyor? Yoksa böyle bir kategori var, onun dışındakiler kötü oldukları için mi çirkinler?

Giovanni Scognamillo: Yok, kötüye bir yabancı gibi davranırsan onun tepkisini alırsın. Ya da canavara bağırarak canavar canavar canavar dersen o da tepkisini gösterir. Dikkat edersen klasik Hollywood korku sinemasında temel prototip “Güzel ve Çirkin”dir. Dracula aşık oluyor. Kurt adam aşık oluyor. Mumya zaten yüzyıllardan beri aşık, sevgilisini arıyor… daima bir aşk, sevgi, ilgi eksikliği var bu canavarlarda.

Draje: Peki bu sinema ya da edebiyatta bir tür kontrast yaratma derdi mi var?

Giovanni Scognamillo: Bence fiziksel ya da ruhsal olarak değişik olan kişinin canavarlaşabileceğini gösteren bir temadır. Yani aşksız, sevgisiz olan, değişik olduğu için ilgi görmeyen kişi er veya geç yanlış yola sapıyor.

Draje: O değişik olmakla ilgili?

Giovanni Scognamillo: Sadece fiziksel olarak değil, kafa yapısı olarak da!

Draje: Yani sapkın olarak gösterilen roller, biçimler aslında toplum olarak pek hazmedemediğimiz tiplemeler. O zaman ben size spider-man’i sorsam. Spider-man bana hiç kahraman gibi gelmiyor çünkü o sadece düzeni koruyor, çok küçük şeylerle ilgileniyor. Örneğin Superman gibi dünyayı kurtarmıyor.

Giovanni Scognamillo: O düzeni korumak önemli, çünkü hangi düzeni koruyor, Amerikan düzeni. Superman dünyayı kurtarıyor, prensip açısından uzaylı olmasına rağmen o da Amerika’yı temsil ediyor.

Draje: Bir Komünist Superman varmış, Oğlak yayınlarından çıkan bir çizgi roman dergisinde bir makalede okumuştum. Superman’in aynı biçimde Amerika’da değil Sovyetler Birliğinde olmasını konu alan bir çizgi roman.

Giovanni Scognamillo: Olabilir tabi ki! Amerikan çizgi romanlarındaki kahramanlar aslında idealize edilmiş Amerikan vatandaşlarıdır. Örneğin Amerikan renkleriyle giyinen Fantastik Dörtlü ve Kaptan Amerika.

Draje: Peki bu bilgiler doğrultusunda Amerikan çizgi romanlarının Amerika’ya aidiyet ve sempati duyulması için yaratılmış stratejik adımlar olduğunu öne sürebilir miyiz?

Giovanni Scognamillo: Ben zaten süper kahraman filmlerini üç yıldır dayatan sinema eleştirmenlerini uyarıyorum çünkü o filmlerde es geçilmemesi gereken bir mesaj saklı.

Draje: Yani bahsettiğimiz süper kahramanlar muhafazakârlar değil mi? Peki muhafazakâr olmayan süper kahramanlar var mı?

Giovanni Scognamillo: Süper kahramanların hepsi mevcut düzeni koruyucu hareketler sergiler, öncü anarşist bir süper kahraman ben bilmiyorum. V for Vendetta olabilir fakat o da süper kahraman değil.

Draje: Benim çok severek izlediğim güzel bir dizi vardı, adı Carnivale. Bir ucube sirkinde yaşananlara ve bir rahip figürüne odaklanmış bir diziydi. İki karakter hariç herkes çirkindi fakat iyilerdi. İzlemiş miydiniz acaba?

Giovanni Scognamillo: Çok nadir dizi izlerim, örneğin meraktan Buffy: The Vampire Slayer’a göz atmıştım, ilk birkaç bölümden sonra bıraktım. Yaşıma uygun bulmadım. Fakat şunu söyleyebilirim bugün Twilight Zone’daki vampirlerin evrimi bu diziyle başladı.

Draje: Buffy’de benim dikkatimi çeken bir nokta vardı. Buffy ne zaman biriyle duygusal olarak yakınlaşsa onun başına kötü bir şeyler geliyordu, ölmesi, cehenneme gitmesi vesaire. Bu korku sinemasında çok rastlanılan bir durum gibi, örneğin cinsel eylem veya aşk oldu mu önce o çift ölüyor.

Giovanni Scognamillo: Doğru, bu durum en güncel olarak Twilight’ta da söz konusu.

Draje: Peki sizce en çirkin karakter hangisidir?

Giovanni Scognamillo: Kara Gölün Canavarı bana göre en çirkin sinema karakteridir. Ondan sonraki sıraları Freddy, Nosferatu tabii Murnau’nun Nosferatu’su (ben Klaus Kinski’nin Nosferatu’sunu kurtarmaya çalışıyorum), Kurtadam…

Draje: Dr. Moreau’nun adasından da bahsetmek isterim. Marlon Brando aslında çok yakışıklı bir insan olmasına rağmen aldığı kiloların da etkisiyle çirkinleşmiş bir adam fakat o filmde ekstra bir çirkinliğe sahipti. Siz nasıl buldunuz o filmi?

Giovanni Scognamillo: Ben daha çok ilk versiyonunu beğenirim. İlkindeki Dr. Moreau daha yumuşatılmış bir karakterdir. İyi niyetli çalışmalarda bulunur fakat sonuç kötüdür. Aslında bir de siyah-beyaz versiyonu vardır. Fakat bu üç filmde de kitabının sonundaki mesaj verilmemiştir. Kitabında baş karakter kurtuluyor ve bir gemiyle şehre döndüğünde orada da aynı canavarlarla karşılaşıyor. Maymunlar Cehennemi’yle benzer bir son aslında. Mesaj ikisinde de aynı “hayvan içimizdedir”.

Draje: Peki kötü yakışıklılardan ya da güzellerden sizin tuttuğunuz bir karakter var mıdır?

Giovanni Scognamillo: Korku sinemasında tabi ki Dracula’yı severim. Charles Chaplin’in oynadığı kadın katili Monsieur Verdoux’da sevdiğim bir karakterdir. O da kötü bir insan değil, toplumsal bir hizmet yapmak niyetinde. Verdoux gerçek bir Fransız seri katilden esinlenilmiş bir karakter, hikayesi kısaca şöyle, bu adam bir banka memuru. Savaş bitiyor, ekonomik kriz çıkıyor fransada ve bunu işinden kovuyorlar. Hayatı boyunca yaptığı tek şey veznedar olarak para saymak, yatalak bir karısı ve iki tane de çocuğu var. Adam düşünüp taşınıp şöyle bir sonuca varıyor. Ortada bir sürü zengin ve dul kadın var, bunlar ne hiçbir işe yaramıyor. Böylece bu kadınlarla flört edip, evlenip, ardından mirasa konmak için öldürmeye başlıyor. Gerçek katil yakalanıp mahkemeye çıkarıldığında, hakim kendisine bu kadınları neden öldürdüğünü soruyor. O da diyor ki “insanlar çok garip, bir savaşta on beş kişiyi öldüren asker kahraman oluyor. Ben topluma yararı olmayan birkaç tane kadını öldürdüm beni katil diye damgalıyorsunuz. Asker olsaydım benim heykelimi dikerdiniz!

Draje: Peki çirkin denince atlanılmaması gereken bir film Notre Dame’ın Kamburu… Hangi Quasimodo karakterini beğenirsiniz?

Giovanni Scognamillo: Anthony Quinn fizik olarak oturmamıştı. 1939 senesinde çekilen filminde Charles Laughton oynamıştı, en çok onu beğenirim. Ondan başka televizyon dizisinde Anthony Hopkins’i beğenirim. Esmeraldalar arasında da Anthony Quinn’le oynayan Gina Lollobrigida en güzelleridir bence. En son müzikalini seyrettim, Fransızların yaptığı, o da fena değildi. Kulakta kalan birkaç şarkı var.

Draje: Müzikal demişken aklıma geldi, tiyatro izlemeyi sever misiniz?

Giovanni Scognamillo: Eskiden severdim, fakat sinema ile karşılaştırdığımda sinema galip geldi. Daha çok filme yöneldim.

Draje: Peki son olarak Draje okurlarına okumaları için üç kitap tavsiye edebilir misiniz?

Giovanni Scognamillo: Öncelikle Güzel ve Çirkin masalını okusunlar, çünkü o bir çıkış noktasıdır. Muhakkak Dracula’yı okusunlar. Bir de gene bir vampir romanı değil de uzun öyküsü olan Carmilla’yı okusunlar. Exorcist’i okusunlar. Son olarak da Edgar Allan Poe ve Howard Philips Lovecraft. İkisini de öykü yazarken bir model olarak alırım.

 

Söyleşi: Erdinç Yücel 

Fotoğraflar: Demet Özge Aykan

giovanni scognamillo
Fotoğraf: Demet özge Aykan

 

2 geri izleme / bildirim

  1. camiseta del valencia
  2. bayer leverkusen shirt

Bir Cevap Yazın